AKIL TARİKATI VE MÜRŞİDİ

966
0
Paylaş:

Herkesin bir tarikatı var. Herkes tarikatının en doğru olduğunu iddia ediyor.

“Benim tarikatım senin tarikatını, benim şeyhim senin şeyhini döver.” mantığı içinde bir tarikat algısı var.

Tarikat madem yol demekse bizim de bir tarikatımız var.

Bizim tarikatımızın adı, “Akıl Tarikatı”, Mürşidi de son Resuldür.

İnanan herkesi bizim “Akıl Tarikatı” ilkelerine ve Mürşidinin yoluna davet ediyorum.

Çünkü “Akıl tarikatı” Mürşidi günümüzdeki mürşitler gibi olağanüstü(!!!) özelliklere sahip değildir. Kur’an O’nun özelliklerini açık biçimde bize anlatır.

Bizim mürşidimiz tıpkı bizim gibi bir insandır. Kelime-i şahadette belirtildiği gibi önce kuldur.

De ki: Şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim; yalnızca bana sizin ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyediliyor.” (Kehf, 110)

Bizim mürşidimiz bizim gibi yemek yer, bizim gibi çarşı pazar dolaşır.

Ve dediler ki: Bu nasıl Resul ki, yemek yiyor ve çarşılarda dolaşıyor. Ona bir melek indirilseydi olmaz mıydı? Böylece onunla beraber uyarıcı olurdu.” (Furkan, 7)

Bizim mürşidimiz gaybı da bilmez.

De ki: Ben size Allah’ın hazineleri yanımdadır demiyorum. Ve gaybı da bilmiyorum. Size, muhakkak ki ben bir meleğim demiyorum. Ancak bana vahyedilene tâbî olurum.” (En’am, 50)

Bizim tarikatın Mürşidi Ahirette kimseye torpil yapmaz. Ölüm döşeğinde bu hakikati kızına, “Kızım Fatıma! Nefsini Allah’tan satın al. Orada Ben sana kefil olamam.” şeklinde bildirmiştir.

Bizim mürşidimiz bizi azap meleklerinin elinden kurtaramaz. Allah(cc)’ın dilemesi dışında bize de kendisine de bir fayda sağlayamaz.

De ki: Allah’ın dilemesi hariç, ben kendime fayda veya zarar verecek güce malik değilim. Eğer ben gaybı bilseydim, hayrı mutlaka çoğaltırdım, bana bir kötülük dokunmazdı. Ben ancak mü’min olan kavim için bir uyaran ve müjdeleyiciyim.” (Araf, 188)

Bizim mürşidimiz ahirette bize ve kendisine ne yapılacağını bile bilmez.

“Ben diğer resullerden farklı bir şey ortaya çıkarmış değilim. Ve bana ve size ne yapılacağını ben bilemem. Ben sadece bana vahyedilene tâbî olurum. Ve ben apaçık bir nezirden başka bir şey değilim.” (Ahkaf, 9)

Bizim mürşidimiz ölülere işittiremez, kabirdekilerle sohbet edemez.

“Diri olanlar ve ölüler eşit olmaz. Muhakkak ki Allah, dilediğine işittirir. Ve sen, kabirlerde olanlara işittirici değilsin.” (Fatır, 22)

Bizim mürşidimiz ölümlüdür ve eceli gelince ölümü tıpkı diğer insanlar gibi erteleyemez. Ölüm meleğini (Azrail) geri gönderemez.

Muhakkak ki sen de ölümlüsün. Ve muhakkak ki onlar da ölümlüler.” (Zümer, 30)

Bizim mürşidimiz kimseyi çarpmaz. Kendisine gelecek zararı da bilemez. Değil bize geleni, kendisine gelen zararı bile savamaz.

De ki: Muhakkak ki ben, size bir zarar verme gücüne sahip değilim.” (Cin, 21)

Bizim mürşidimiz darda kalınca da yalnızca Allah(cc)’tan yardım ister. Çünkü başka yardım isteyecek kimsesi yoktur.

“Yalnız Allah’tan yardım dilerim.” (Fatiha, 3)

“Ben sadece Rabbime dua ederim ve hiç kimseyi O’na ortak etmem.” (Cinn, 20).

Bizim mürşidimiz diğer mürşitler gibi günahsız (!) değildir. Öyle ya da böyle bazı günahları olmuş ve bunlar için Allah’tan af dilemiş ve doğruları vahiy ile gösterilmiştir.

Öyleyse sabret. Muhakkak ki Allah’ın vaadi haktır. Ve günahların için mağfiret dile. Akşam ve sabah Rabbini hamd ile tesbih et.” (Mü’min, 55)

Bu durumda Allah’tan başka İlâh olmadığını bil ve kendi günahların için, mü’min erkekler ve mü’min kadınlar için mağfiret dile. Ve Allah, sizin dönüşünüzü ve sizin yurdunuzu bilir.” (Muhammed, 19)

Bizim mürşidimizin günahlarının affedilmesi için araya koyabileceği, torpil yaptıracağı kimsesi de yoktur. Bu yüzden direkt ve yalnızca Allah’tan af dilenmiştir.

De ki: Ben sadece sizin gibi bir insanım. Bana sizin ilâhınızın, tek bir ilâh olduğu vahyediliyor. Öyleyse O’na yönelin. O’ndan mağfiret dileyin. Ve müşriklerin vay haline!” (Fussilet, 6)

Bizim mürşidimiz diğerleri gibi kibir abidesi değildir. Mütevazılığın zirvesindedir.

Ve Rahmân’ın kulları yeryüzünde tevazuuyla yürür. Ve onlara cahiller lâf attığı zaman selâm derler.” (Furkan, 63)

Bizim mürşidimiz bize efendilik taslamaz, sıkıntıya düşmemizi istemez. Bize karşı çok merhametli ve yumuşak huyludur. Allah(cc)’ın hüküm koymadığı hususlarda arkadaşlarıyla istişare eder ve de çoğunluğun kararına uyar. Yani ‘benim dediğimi yapmak zorundasınız’ demez.

 “Eğer sen, kaba, katı yürekli olsaydın, mutlaka senin etrafından dağılırlardı. Artık onları affet ve onlar için mağfiret dile ve işler konusunda onlarla danış. Azmettiğin zaman, artık Allah’a tevekkül et. Muhakkak ki Allah, tevekkül edenleri sever.” (Al-i İmran159)

“Andolsun ki; size, sizin içinizden aziz bir Resul geldi. Sizin üzüldüğünüz şey, O’na ağır gelir, O’nu üzer. Size çok düşkün, mü’minlere şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe, 128)

Her sorunumuzu O’na götürebiliriz. Erkek veya kadın dileyen herkes O’nunla görüşebilir. Ve hatta tartışabilir bile.

Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikâyet edenin (kadının) sözünü işitmişti. Ve Allah, sizin konuşmalarınızı işitir. Muhakkak ki Allah; en iyi işitendir, en iyi görendir”  (Mücadele, 1)

Bizim mürşidimizin, ‘Gassalin önündeki meyyit gibi ona teslim olacaksınız’ diye telkinlerde bulunan müritleri de yoktur. Konuşmaları kapalı ve gizemli değildir. Herkesin anlayabileceği şekilde ve apaçıktır.

Ve: “Ona Rabbinden ayetler indirilseydi olmaz mıydı?” dediler. De ki: “Muhakkak ki ayetler ancak Allah’ın katındadır. Ve ben, sadece apaçık bir uyarıcıyım.” (Ankebut, 50)

“De ki: Bu ilim ancak Allah’ın indindedir. Ve ben sadece (Allah’ın azabını) açıkça bildiren bir nezirim (uyarıcıyım).” (Mülk, 26)

Bizim mürşidimiz arkadaşlarını evinde ağırlar. Onlara ikramda bulunur. Rahatsız olduğu halde, ikramdan sonra koyu sohbete dalarak gereğinden fazla kalan arkadaşlarını ikaz edemeyecek kadar naiftir. Misafirlerine ‘Efendi hazretleri artık istirahate çekilecek, buyurun’ diyerek kapıyı gösterecek ‘adamları’ da yoktur. Dolayısıyla bizler de olanları Allah’tan öğreniriz.

İşte bizim mürşidimiz böyle bir insandır, kuldur ve kullar arasından seçilerek Resul olarak vazifelendirilmiştir. O’nun öyle bir Kitabı vardır ki, en büyük mucizesidir ve o Kitabı Onu âlemlere rahmet yapmıştır.

Seni Biz, sadece âlemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya, 107)

Bizim mürşidimiz Muhammed (sav) Allah’ın kulu, Kur’an’ı bize getiren Elçi’dir.

Bize Kur’an’ı öğütledi. Çünkü kendisi için de bizim için de yegâne hidayet rehberi Kur’an’dı.

“Sen, sana vahyedilen Kur’an’a sımsıkı sarıl. Çünkü sen doğru yol üzerindesin. Ve şüphesiz ki Kur’an hem senin için hem de kavmin için bir öğüttür. Ve hepiniz ileride ondan sorumlu tutulacaksınız.” (Zuhruf 43,44)

BİZİM AKIL TARİKATIMIZ VE MÜRŞİDİMİZ BUDUR. BÜTÜN İNANANLARI AKIL TARİKATINA, KİTABINA VE MÜRŞİDİNİN YOLUNA BEKLİYORUZ.

Paylaş:

Yorum Yaz