Akışkan Modernite

471
0
Paylaş:

Polonyalı Sosyolog Zygmunt Bauman 9 Ocakta vefat ediyor, literatüre “Akışkan Modernite” diye bir kavram çakıyor bu 92´lik filozof.

Bilhassa sosyal medya ya da insanların medya maymunu rolüne soyunmasından sonra toplum, insan eskitir olmuş. Bir şarkı sözüyle şöhret olup sonra yok olan, bir dizi film ile asansörle şöhretin zirvesine taşınan ama sonra buharlaşan köpük kişiliklerle son onlu yıllarda çok karşılaştık. Eskilerin “yüz eskimesi” dediği konu da belki bu muydu?

Toplumumuz çok çabuk yüz eskitiyor, kurum eskitiyor, parti eskitiyor, fikir ve kavram eskitiyor, problem artırıyor, çözüm azaltıyor, kaynak tüketiyor.

Ekmeğin buğdayı, sofranın mercimeği de artık ithal ediliyor sonra dövizin yükselmesinden şikâyet ediliyor.

Yükte hafif, paha da ağır; ne üretiyorsunuz, ne kadar üretiyorsunuz? Yüksek teknolojiye ne derece hâkimseniz, Dünya´da o kadar varsınız.

Topraklarınızın kıymetini ne kadar bilirseniz, o toprak da size o derece verimli olur, sadakat gösterir. Dünya´da bilhassa Asya´da, Afrika´da tarım işletmelerini özel şirketlerimize kurduralım, kendi müteşebbis adamlarımıza kredi verelim, ürünü alalım, Alivre alış veriş yapalım, Toprak Mahsulleri ve Devlet Malzeme Ofisleri´nin atıl kadrolarını çalışmaya zorlayalım. Ziraat Bankası insiyatif kullansın. Birileri yarını düşünsün, bu günden ön alsın, inanın yarından yakın bir zamanda çok geç olabilir ve eyvah para etmez.

Durdukça kokuşan su gibi olduk, yosun tutuyor, beyinlerimizin dahi üretim kabiliyetini kaybediyoruz. Türk´ün tefekkür dünyası geniştir. Bizim baktığımız yer yanlış. Şimdi sosyal medya ve akıllı telefon ile düşün dünyamız ipotek altında, büyük bir hücum var, kredi kartınızdaki harcamalardan eğilimleriniz, internette tıkladığınız ilanlardan ihtiyaçlarınız, takip ettiğiniz haberlerden ilgi sahalarınız hatta saplantılarınız dahi tespit edilerek bilgi arşivlerinde İP numaranızla tanımlanıyor ve depolanıyorsunuz.

Akan bir nehir gibi geçen bir hayat var.

Kutsal olan yaşama hakkı ve ona dahi müdahale eden kapalı kapıların arkasındaki dünyayı yöneten sufli elit, baronlar ve baronesler. Buna ister günün Modernite´si deyin ister Postmodern yaşam biçimi… Ne kavram koyarsanız koyun, sonuçta Batı tarzının, Batılı kafanın Batılıca ürettiği kavramların sıvılaşması ile oluşan Akışkan Modernite kavramının bizdeki karşılığı, bu kavramlara klasik ve moda kavramları üzerinden bakarsak bu devrin modası olarak görürsek bu Akışkan Modernite´nin sıvılaşmış ilişkilerin ´´cıvık işler´´ olduğunu da çarçabuk anlamış oluruz.

Bize yakışanı inşa edelim, yeni medeniyet mimarlarımız üçüncü bin yılın yükselen Türk Medeniyetinin manifestosunu yazsın, medeniyet mühendislerimiz yol planımızı projelendirsin, medeniyet filozoflarımız, din âlimlerimiz dünyadaki kötü gidişata dur diyecek, umut ve şevk getirecek müjdeci İslam´ı anlatarak, tekfircileri lanetlesinler, hariciliğin arka politikasındakileri sıralasınlar; “Elhamdülillah Türküm” demekle, “Ne mutlu Türküm diyene” sözlerinde ki eş anlamların ruhunu, dokusunu ve kokusunu bu milletle paylaşsınlar.

Türkler İslam´ı yeniden yaşatmalıdırlar, Ezanı da Bayrağı da Batı´ya taşımalıdırlar.

Büyük devlet olmanın üç şartı vardır; Toprağın büyük olacak. Nüfusun büyük olacak. Büyük de bir idealin olacak. Bizim neyimiz noksan, sizce…?

Paylaş:

Yorum Yaz