Birçok ülkenin ‘kenevir gemisi’ demir almış gidiyor: Keneviri bilmeyen ve tanımayan kalmasın

436
0
Paylaş:

SAMSUN (Çarşamba) Havalimanı’na inerken Yeşilırmak Nehri’nin (Kızılırmak da farklı değilmiş) su seviyesinin ne kadar düşük olduğunu gördük.

Nehir yatağının bu hali deltadaki kuraklığın işareti sayılıyor. Eğer iklim şartları böyle devam ederse ülkemizin bu yaz şiddetli kuraklığa maruz kalacağı anlaşılıyor.  Şimdilik tek çare ‘tasarruf’ için vatandaşların ciddi şekilde uyarılması gerekiyor. İstanbul’un önemli bir kaynağı olan Istranca Dağı’ndaki köylere tanker ile su taşınması gerçeği durumun vahametini de ortaya koyuyor.

Biz ‘Endüstriyel Kenevir Gerçeği’ başlıklı iki günlük paneli izlemeye geldik. Samsun Karadeniz Tarımsal Araştırma EnstitüsüOndokuz Mayıs Üniversitesi ve Samsun Büyükşehir Belediyesi işbirliği ile düzenlenen bu etkinlikte kenevirin farklı kullanım alanları ile ilgili, konunun birbirinden değerli uzmanlarını dinledik. Panelin en önemli tarafı kamu, özel sektör ve sanayicinin bir arada bulunması oldu. Paneli hedefine ulaştırır mı, iktidarın bakış açısına bakmak lazım. Dünyada önce Fransa, sonra Çin, İsrail, Kanada ve yeni bir hamle başlatan Avustralya’nın kenevir yetiştirilmesi ve değerlendirilmesi ile ilgili hamlelerini öğrendikten sonra ülkemizin bu gelişmelerin gerisinde kalmaması gerektiğini düşünüyoruz.

TEK ARAŞTIRMA KURUMU

Samsun-Ordu çıkışında 1049 dekar alan üzerine kurulu Tarımsal Araştırma Enstitüsü’nün; Türkiye’nin tek yenilenebilir enerji merkezine sahip olması, kenevirden biyodizel, pellet ve briket elde etmesi, enerji değerlerini tespit etmesi, aynı zamanda ülke genelinde ihtiyaç duyulan kenevir tohumluluğunun karşılanması amacıyla adaptasyon çalışması yürütmesi Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın kenevir araştırmalarına verdiği önemi gösteriyor. Aydın Üniversitesi’nde, sonra Kastamonu ve şimdi de 19 Mayıs Üniversitesi’nde yapılan çalışmaları yerinde izlediğimizden, yapılan araştırma ve çalışmalarda herhangi bir sıkıntının olmadığı, geçmişten gelen mevzuat dolayısıyla çalışmaların uygulamaya aktarılmasında ve sanayici ile buluşturulmasında sıkıntılar olduğu ortaya çıkıyor. 1933’de çıkarılan uyuşturucu ile murakabe kanunu, yönetmelik ve tebliğlerin acilen revize edilerek çalışma sonuçlarının uygulamaya aktarılması gerekiyor. Çıkarılması gereken kanunda, kenevirin suistimal edilmemesi ve terör örgütlerine bu yolla sağlanan finansal kaynağın da önlenmesi için titiz davranılması kenevirin masumiyetini ortaya koyacaktır. Ülkemiz tarım topraklarının yüzde 15’ine kenevir ekmemiz durumunda petrole ödediğimiz paranın yarısını tasarruf edebileceğimizin bilim adamları tarafından ileri sürülmesi dikkat çekiciydi.

ESRARSIZ KENEVİR OLDU ENDÜSTRİYEL KENEVİR…

En önemlisi endüstriyel kenevirin anlamı… Kenevirden ‘esrar yapılır’ diye biliyorduk, meğerse endüstriyel kenevir esrar üretmeyecek şekilde ıslah edilmiş. Gelecekte kenevir tarımını mısır tarımı gibi yapmak mümkün olacak. Dişi kenevir ile erkek kenevirin üretilmesi eken kişinin elinde değil, tohumdan çıkacak olan erkek ve dişi bitkilerin oranları ile ilgilidir. (Normalde ekilen tohumların %30-35’i erkek, gerisi dişidir.)

Geçmişte ülkemizde kenevir tohumu yem ve çerez ‘çedene’ amaçlı, lifleri urgan yapımında, sapları ise yakacak olan kullanılmıştır. Son 10 yıldan beri kenevirin ilaç, inşaat-izolasyon ve biyopolimer-biyoplastik sektörlerinde daha çok kullanıldığı ve daha çok katma değer kazandığı, bu nedenle kenevirin bu farklı alanda kullanımının bu bitkinin yıldızını ‘yeniden parlatacağı’ anlaşılıyor.

KENEVİR TOHUMU YEMEYEN BÜLBÜLLER ŞAKIMIYOR!

PANELE bakanlıktan Ali Özkütükçü, Mustafa Acar; üniversitelerden Doç.Dr. Selim Aytaç, Dr. Öğretim üyesi Ozan Toprakçı, Prof.Dr. Dursun Kırbaş, Prof.Dr. Şükrü Karataş, özel sektörden Avrasya Bir Vakfı Kenevir Enstitüsü Başkanı Erdem Ulaş(‘Yeşil, Hazine Kenevir’ kitabının yazarı), tekstil uzmanı Nebahat Kılıç ve Jandarma’dan Erdinç Köse, keneviri her yönüyle anlattılar. Ülkemizde kenevir tohumu üretiminin yeterli olmadığını, mevzuat eksikliğinden dolayı ithalat ve ihracatın yapılmadığını söyleyen Baykal Güner’in, “geçen yıl tohum ithalatı yapamadığı için bülbüllerin aç kaldığını ve ötmediğini” söylemesi dikkat çekti. İşkadını Yelda Kutsal, Osmanlı’dan beri kenevir üretim merkezi olan VezirköprüAşağı Narlısaray köyünde sözleşmeli kenevir ektirdiğini, buradan elde edeceği ürünlerle araştırma-geliştirme yapacağını, ‘fizibl’ bulduğu takdirde bu konuya yatırım yapacağını söyledi.

HALAT VE URGAN GÖRDÜK

İşadamı Emir Polat’ın ise %100 kenevirden, Kastamonu ve İstanbul’da yaptığı değişik ürünler (halat, çarık, sele, halı, urgan, sicim ve iplik gibi) ile açtığı sergi yoğun ilgi gördü. İzmir kökenli Astab makine firması da, kenevirin saplarından ayrılması için tasarladığı makinenin tanıtımını yaptı. Bu makine ile elde ettiği lifleri ve bu liflerden elde ettiği ipliği de sergiledi.

KENTTEN KÖYE DÖNÜŞ

Kenevirin 3 binden 50 bine kadar farklı kullanım alanlarının olduğunu ifade eden Dr. Yalçın Koçak, “Türkiye’de 19 ilde kenevir yetiştirilebileceğini ve kentten köye dönüş projesi için kenevirin bir fırsat olduğunu” anlattı. Panelde İstanbul Aydın Üniversitesi’nin programladığı robot, misafirlere “Hoş geldiniz” diyerek ‘yeşil hazine kenevir’in özelliklerini sık sık anlattı. Bize de “Yalçın, iyi bir kendir yazısı yaz” talimatını verdi. Halk arasında masum bitkiye kendir, masum olmayana ise ‘kenevir’ derlermiş.

Yalçın BAYER

3 Mayıs 2018

 

Paylaş:

Yorum Yaz