BİZİM(!) MEDYADAN PORTRELER!!!

79
0
Paylaş:

Baştan söyleyeyim:

Şeytan ile yayın politikasında İslam’ın hak ve adalet duygusunu esas almayan şeytanlaşmış medyanın şerrinden Allah(cc)’a sığınırım. Böyle bir medya asla “BİZİM” olamaz.

Bu kez “BİZİM” medyada yer alan bazı portrelerden bahsedeceğim.

“BİZİM” medya derken, laf olsun nev’inden gelişi güzel demedim.

İki kısım “BİZİM” medya var.

Birinci kısmında şahıslar var. Bunlarda “BENLİK” ön planda. Gazeteci olunca(!!!) bütün insani değerler rafa kaldırılmış gibi hareket ediyorlar. Hak hukuk bilmiyorlar. Egosunu beslemekten karakterini aç bırakan Bu türden insanlar birinci kısımda çok var.

İkinci “BİZİM” kısımda ise kurum ve patronlar var.

Her iki “BİZİM” kesimin köşe başlarında maalesef egosundan arınınca geriye hiçbir şeyi kalmayacak olan insanlar var. Kimse darılmasın, aralarında istisna varsa da üzerine alınmasın!!!

Geçmişte sığır çobanlığı yaparken (Sığır çobanları beni affetsin. Asla çobanlığı küçümsemem. Meselenin önemini belirtmek için söyledim.) hasbelkader medya patronu olmuş bazılarını görünce ister istemez, içimden, “İyi ki insanlar yeryüzünde egoları kadar yer kaplamıyor, yoksa bu dünyaya sığmamız imkânsız olurdu.” diyesim geliyor.

Hâlbuki etten ve kemikten yaratılmış aciz bir insanız neticede.

Rabbim insanı “En güzel yaratılış sırrına mazhar” olarak yaratmış. Ahsen-i Takvim’e göre şekil vermiş. İnsana akıl vermiş. Aklıyla anlaması için vahiy (Kur’an) göndermiş. Doğru yolun ne olduğunu çok açık biçimde ortaya koymuş.

Ama insan işte! Kat kat zalim, kat kat cahil Kur’an’ın ifadesiyle..

Bu tipler, kibir tepelerinden kendine saraylar yapmış, içinde “BEN, illa da BEN” şarkıları söyleyip duruyor.

Hâlbuki kibri tavan yapmış bir insanın, egosunun sponsoru Şeytan’dır. Şeytan’ın ise ilk yaratılıştan beri insana hiçbir iyiliği dokunmadığı çok açıktır. Bu gerçeğe rağmen Şeytan’ın uzattığı ufak tefek promosyonlara aldanarak kibrinin, malının mülkünün esiri olabiliyor. Böyleleri ne olursa olsun asla egosunun peşinden ayrılamıyor. Egolarının peşinde koştukları içinde, aç gözlülüğün tutsaklığında yok olmaktan kurtulamıyorlar.

Kibrinden saraylar yapıp kendini içine hapseden “BİZİM” kesimin medya patronları artık insanlarla iletişimi de kesiyor. Çünkü ego iletişimi ve insani her türlü ilişkiyi katleden bir canavardan başka bir şey değildir.

Bu türden medya patronlarının samimi bir arkadaşları bile yoktur. Şöyle bir akşam bir işkembeciye gidip de kelle paça yerken muhabbet edecekleri dostları da yoktur. Çünkü onlar artık bir “MEDYA PATRON”udur.  Bu türden patronların ilişkileri de sadece kazanmaya, daha çok kazanmaya, endekslidir. Onları bu kerteye düşüren şey, “BENLİK” gayyasına yuvarlanmalarıdır; insan olduklarını unutmalarıdır.

Hâlbuki tarih şahittir ki; “BENLİK” mahsulü işler, olgunlaşmaktan ziyade çürüyen meyvelere benzerler.

Bu türden medya patronlarının “BİZİM” kesimde örnekleri çoktur. İsim vermeyeceğim. Örnek verdiklerimi okuyanlar kendilerine göre birilerini tahmin edebilirler.

Mesela biri var: Gazetesinde belki yirmi yazar çalıştırır ama hiç birine yazılarından dolayı ücret ödemeyi aklına getirmez. Çünkü ona göre kendisi “PATRON”dur; “BÜYÜK ADAM”dır. Çünkü gazete sahibidir!! Yazara yer vermiştir gazetesinde! Bir de para mı versin? Hatta belki gazetesinde yazdırdığı için yazanlardan para istediği de vardır içlerinde!!!

Başka biri, gazetesinin İslam’a hizmet ettiğini iddia eder ama yaptığı yayınların, haberlerin İslam’a uyup uymadığını tespit edecek bir heyet kurmak aklına bile gelmez. Çünkü kendisi “her şeyi” bilir. Attığı manşetlerin Müslümanlara zarar verip vermediğini araştırmak gibi bir derdi de olamaz böyle birinin.

Başka biri, güya “MUHAFAZAKÂR” ve “MİLLİ” olduğunu iddia eder ama manşet üstünden yani sürmanşetten müstehcen kadın resimlerini hiç düşürmez. Üstte müstehcen neşriyat; altta İslam’dan ahkam kesmeler!! İşin ilginç yani bunların babaları da dedeleri de sıkı İslamcıdır.

Bir misal daha; Müslüman’dır, her yerde bunun havasını atar ama gazetesinde, TV’sinde çalıştırdığı gazetecilerin haklarını yemekten, onları ezmekten zevk alır. Bunu yaparken bir Müslüman’dan çok kapitalisttir ama bunun farkında bile değildir. Hatta Ramazan ayında medyanın önünde fakirlere bin koli erzak bile dağıtır ama kendi çalıştırdığına hakkını vermek aklına bile gelmez.

Bizim kesimin fertlerinden bahsetmeden cevabını vicdanlarınızda arayacağınız bir soru sorayım önce isterseniz:

Gazetecilik ilkesizlik midir?

Bazılarına bakınca “Böyle gazeteciliğin şerrinden Allah’a sığınırım.” Diyesi geliyor insanın.

Ne ilke var, ne ahlak.

Her devrin adamı olmayı da başarıyor bu tipler.

Kim güçlüyse, kim iktidarda ise hemen onun yanında bitiveriyor.

Kendisini pazarlamada da uzman. Kimin yanında ise hemen onun “sağ kolu” oluyor.

Sonra kral ölünce hemen yeni sloganı, olan “Kral öldü, yaşasın yeni kral” deyip yeni zaman ve mekanda da işini yürütüyor(!!!)

Tabii geldiği yeri “tu kaka” etmekten de asla çekinmiyor. Sanki orada yıllarca goygoyculuk yapan kendisi değilmiş gibi davranıyor. Halbuki “Hata yaptım. Hatadan dönmek fazilettir. Rabbim beni affetsin.” dese belki insani bir yönü kalmış deriz.

Böyle biri var bugün televizyonlarda. Geldiği yeri “en iyi bilen benim” diyor ama, oranın hiçbir pisliğinden haberi yokmuş ayaklarına yatıyor. Yani safları oynuyor.

Aynı karakterde başka biri daha var. Karakter dedimse lafın gelişi, yoksa karakterin zerresi yok. Yazdığı gazetede yıllarca eleştirdiği birini, o gazeteden ayrılıp eleştirdiğinin gazetesine gelince birden bire “evliya” ilan ediyor. Tabii bu evliyalığın fiyatı da oluyor. (Artık kaç dolarsa?)

Yıllarca övgüde, yağcılıkta zirveyi kimseye kaptırmıyor. Gel zaman git zaman buradan da ayrılınca o zirvelere çıkardığını bu kez “Esfeli safiline” göndermekten asla tereddüt etmiyor. Bir de “uzman gazeteci” pozları var ki, evlere şenlik. On senede üç kez çark etmiş, her gittiği yerde oranın düdüğünü çalmış ama geleceğin haritasını çizmekten çekinmiyor.

Bu iki tipin ortak özelliği çıktıkları ekol. Bu ekole mensup kim varsa her devrin adamı olmakta uzmanlar. Bu ekolün elli senelik geçmişine baktığımızda kim güçlü ise mensuplarını onun yanında tetikçilik yaparken görüyoruz.

“BİZİM” medyanın farklı bir özelliği de “İslamcı” görünmesine rağmen alnı secdeye gelmeyen tiplerle dolu olmasıdır. Yazılarında en sıkı “Mücahit” bunlardır ama cihatlarını içinde bulundukları plazalardaki kaloriferli odalarda yaparlar. İş başa düşünce en erken tüyen tipler de bu sınıf içinden çıkıyor maalesef.

“BİZİM” medyanın bazı yazarları ise ne oldum delisidir. Hasbel kader bir köşe sahibi olduklarındaki tavırları, “Küçük dağlar babamdan miras kaldı, büyük dağları ben yarattım.”  şeklindedir.

“BİZİM” medyanın her gün yazan yazarları ise belli bir müddet sonra kendilerini ve yazdıklarını tekrarlamaktan öteye geçemezler. Yıllar önce bu tipleri anlatan, “Her gün yazan yazarlar ne yazarlar.” İsimli bir makale yazarak tiye almıştım.

Misalleri çoğaltıp da başınızı ağrıtmak istemiyorum. Maksat hâsıl oldu zannederim. “BİZİM” medyaya bakın; onlarca bu türden örnekleri görmeniz mümkündür.

Yazımı yıllar önce yazdığım bir makalenin başlığı olan dua ile bitiriyorum:

“Ey Rabbim! Şeytan ile nefsinin ve makamının esiri olmuş medyanın şerrinden bizi koru.” (Âmin)

Paylaş:

Yorum Yaz