Değişen Toplumumuz Nereye Gidiyor?

453
0
Paylaş:

 “Bir kavim kendi elinde olanı değiştirmediği müddetçe Allah onların elindekini değiştirmez.” (R’ad, 11)

Yaşayan her canlı için değişim kaçınılmazdır. Bu canlılarda olduğu gibi canlı bir organizma gibi hareket eden toplumlar için de geçerlidir. Toplumlarında tıpkı canlılar gibi bir ecelleri vardır. Toplumların eceli yaşanan toplumsal değişmelerle geldiği de üstü örtülemez bir gerçektir.

Toplumlar tarihte olduğu gibi şimdi ve gelecekte de kendi içlerinde ve diğer toplumlarla ilişkilerinde adaleti tesis ettiklerinde uzun yaşamış; ancak adaletin yerine zulmü hâkim kılmalarıyla da kısa zamanda tarih sahnesinden silinmiştir. Bu anlamda büyüklerimiz “Küfür devam eder ama zulüm asla devam etmez.” Buyurarak zulmü kendine ilke edinen toplumların uzun yaşamayacağını belirtmişlerdir.

Ülkemiz de bugün sosyolojik anlamda bazı değişimleri hızla yaşayan bir mekân olarak önem kazanmaktadır. Bu değişimlerde adalet ilkesi işlettirilebilirse değişimlerin müspet olacağı açıktır. Adalet ilkesinin işletilmesi de insanın istikametini vahyin ışında tayin etmesine bağlıdır. 

Allah (cc) bu dünyada insanın cennete veya cehenneme gitme özgürlüğü vermiştir. İmtihan gereği de onu aklı ve iradesiyle baş başa bırakmış; ancak sapmaması içinde peygamberler ve kitaplar göndererek yolunu göstermiştir.

İnsanı aklı ve iradesiyle baş başa bırakan Allah (cc) insanlara verdiği nimeti ya da azabı, üstünlüğü ya da alçaklığı, onurluluğu ya da ezilmişliği, onlar, düşüncelerini davranışlarını ve pratik hayatlarını değiştirmedikçe değiştirmeyeceğini R’ad suresi 11. Ayetinde “Bir kavim kendi elinde olanı değiştirmediği müddetçe Allah onların elindekini değiştirmez.” (R’ad, 11) buyurarak açık biçimde ortaya koymuştur:

Ayetin bize toplumların meydana getirdikleri değişiklikler doğrultusunda onların durumunun değişebileceği gerçeğini izah etmektedir.

Toplumların değişimi tarihi bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Bu anlamda “İçtimai/Toplumsal değişim” sosyolojik bir kavram olarak da karşımıza çıkar.

“Toplumsal Değişim”, şimdiye kadar bütün insan topluluklarının en temel özelliklerinden biri sayılmaktadır. Toplumlardaki değişimlerin sebeplerini merak eden değişik ekoller, kendi bakış açılarından toplumlardaki bu değişimlerin arka planına inmiş ve etki eden nedenler ortaya koymuşlardır.

Sosyolojinin önemli kavramlarından sayılan “Toplumsal Değişme”, Kur’an’da da özellikle kavimler üzerinden ele alınmakta ve kendi elinde olmayanı değiştirmediği müddetçe Allah(cc)’ın toplumlara ilişmediğini belirtmektedir.

Kur’an’da tarihî ve toplumsal değişmede Sünnetullah’ın işleyişi ile çeşitli yönlerde meydana gelen değişmeleri sunulan tarihi örnekler ışığında ele aldığımızda değişimin temel sebeplerini de bulmuş oluruz.

Toplumların tarih içerisinde uğradıkları değişmelerin muhtelif faktörleri mevcuttur. Bunlar müspet yönde olabileceği gibi menfi yönlerde de kendini göstermiştir.

Değişimin en büyük faktörlerinden birini şüphesiz ki tarih içerisinde din oluşturmuştur. Dinlerin, kurum haline gelmesinden sonra oluşturduğu yapıyla statikleşip, değişime karşı şiddetli bir muarız haline geldiğini belirten klasik yaklaşımların dışında, aslında ferdi alandan başlayıp, içtimaî alana uzanan çok köklü değişmeleri gerçekleştirdiği görülmektedir. Bu yönüyle inanç içtimaî alana yansıyan önemli bir faktör olarak kabul edilir. Bunun yanında fiziki çevreden nüfusun çoğalmasına, teknolojik gelişmelerden iktisadi faaliyetlere oradan da coğrafyaya kadar birçok faktörün varlığını da kabul etmek gerekir. Sosyal ve kültürel yapının karmaşıklık derecesi, değişmenin şartlarını oluştururken, statü ve sınıfların farklılaştığı toplumlar değişimi hızlandıran faktörler arasında sayılmaktadır.

Tarih boyunca toplumlarda meydana gelen değişmelerin teori ve modelleri var olagelmiştir. Toplumların genel olarak bir organizmaya benzetilmesi bunu kaçınılmaz kılmaktadır. Toplumsal değişme de önemli faktörlerden olan dinin tarifi şüphesiz ki değişmelerin eksenini tespit etmede büyük rol oynamaktadır. Batılı sosyoloji araştırmalarında daha çok sosyal bir fenomen olarak ele alınan din, İslami kaynaklarda farklı tariflere bürünmektedir.

Dinin İslami kaynaklardaki manalarını;

“1-Ceza, mükâfat, hüküm, hesap, 

2-Üstün gelme, hâkimiyet, zelil kılma, zorlama, 

3-İtaat, teslimiyet, hizmet, ibadet, 

4- Adet, yol, kanun, şeriat, millet, mezhep” şeklinde görmemiz mümkündür.

Tarihi süreç içerisinde dinin, hem ferdi hem de sosyal olmak üzere iki yönlü rol oynadığı bilinmektedir. Bir yandan fert fert insana nüfuz ederek onun temel meselelerine çözüm önerileri getirirken, diğer yandan sosyal kurumlar ve olayları da direk veya endirekt olarak tesir altına aldığı da unutulmaması gereken gerçeklerdendir.

Düşünce tarihinde, dinin temel karakteristik özellikleri sebebiyle, değişmeyi engelleyici muhafazakâr olarak rolü sürekli dile getirilmiştir. Bu durum dinin mezkûr manada bazı toplumsal değişmelere direnç oluşturması, kökü mukaddes âleme uzanan kutsal kategorisinde bulunması ile ancak izah edilebilir. Hangi sebep olursa olsun çok yönlü ve hayatı tamamen kuşatıcı bir özelliğe sahip dinin değişmeler üzerindeki tesirine bakarak onu bire indirgemek yanlış bir yaklaşım olmaktadır.

Dinlerin getirilmesinde aracı/elçi olan Peygamberlerin toplumsal değişmelerdeki rolüne baktığımızda büyük inkılâplarla karşılaşmamız mümkündür. Çünkü onlar görevlerine bir gelenek veya hazırlıkla değil, Allah(cc)’ın kıldığı bir takdirle birdenbire yetenekli kılınan insanlardır. Bu açıdan Peygamberler sosyolojinin açıklama imkânlarını aşan liderler olarak tanımlanmaktadır.

Peygamberlerin tebliğleri, toplumsal bir hareketin doğurduğu bütün durumlarda mevcut sosyal yapıda müspete doğru bir değişim talep etmektedir. Ortaya konulan talep, yozlaşmış ve ifsat edilmiş ortamı değiştirmeye yönelik olduğu için, tabii bir muhalefetin oluşmasını da kendiliğinden getirmektedir. Ancak, peygamberler, var olan her şeyi kökten reddeden bir yaklaşımla değil, toplumun idealize olabileceği geçmişinden kaynaklanan geleneksel normlara ve sembollere dayanırlar. Mevcut durum onların toplumsal değişmedeki rollerini pekiştirici ve kolaylaştırıcı bir unsur olarak kendini göstermektedir.

Kur’an, insan topluluklarının tarihi olarak geçirmiş oldukları değişim süreçlerini kıssalar şeklinde bahseder. İbret dersi vermek ve insanların geçmişle bağlarını kurarak onları düşünmeye sevk etmek gayesiyle anlatılan tarihi vakalar, değişen zamana ve sosyal yapılara rağmen değişmeyen ilahi hedefleri de göstermektedir. Zaman ve mekânla sınırlandırılmayan kıssalarda anlatılan gerçeklerle Kur’an, aynı zamanda tarihi süreç içerisinde değişmeyen fıtri değerleri ve toplumlarda meydana gelen değişim olaylarının arka planına dikkat çeker.

Kur’anı Kerim, muhtelif ayetlerinde ferdi ve toplumsal değişmelere dikkat çeker, onların arka planını, sebeplerini ve sonuçlarını zikreder. Bu hakikatin insan fıtratına yerleştirilmiş olmasının neticesi olarak insanlar ister istemez toplu yaşamak zorundadırlar. “Ey insanlar, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi cemiyetlere ve kabilelere ayırdık.” (Hucurat 13) ayeti zikredilen toplumsal ilişkinin gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Kur’an, tarihi sürece yayılmış, tarihsel ve toplumsal değişmeyi yönlendiren ilişkiler bütünü diye ifade edeceğimiz Sünnetullahı, bir şeyin gerçek formunu aslından başka yapmak manasına gelen Tağyiri, bir şeyin kendisinde değişiklik yapmak demek olan, Tebdili, değişim olgusunu negatif anlamda taşıyan Tahvili, dönmek – vazgeçmek – çevrilmek – bir şeyin tersyüz olarak değişmesi manalarını içinde taşıyan İnkılâbı kullanır.

 

Kur’an’da çözülme ve çöküşün ifade edildiği yerlerde değişmelerin temel kavramı olarak da “Zulüm” kullanılır. Zulmü ortaya çıkaracak zaafların insanda var olduğunu ve bunların getirilen ilahi prensiplerle ölçü altına alınmadığı müddetçe ifrat ve tefrite gideceğine muhtelif ayetlerde dikkat çeken Kur’an, değişimlerin temelinde Allah(cc)’ın iradesinden başka insanın müspete veya menfiye yönelmesinin yattığını vurgular. Ad, Semud, Nuh, Lût, Şuayb, Musa (a.s)‘ın kavimlerinin başına gelenler kıssalarda anlatılırken, Kur’an genel olarak tarihi seyir içerisinde değişmelerin fert ve toplumların yaşayışlarıyla direk ilişkisi olduğunu ortaya koyar.

Kur’an, anlattığı kıssalarla zaman ve zeminler değişse de bazı hakikatlerin değişmeyeceğini de önemle hatırlatır. Sünnetullah diyebildiğimiz bu hakikatler, Allah(cc)’ın, tarihi sürece yerleştirdiği ve tamamıyla yaratılış sırrına ait olan hadiselerdir. “Eğer Allah, insanların bir kısmıyla diğerlerini savmasaydı, dünya bozulurdu.” (Bakara 251) ayeti Sünnetullah’ın bazı hadiseleri ve tarihi işleyişi yönlendirmesinin müşahhas misalini oluşturmaktadır.

Yaratılış sırrına bağlı olarak bir imtihan dünyası şeklinde yaratılan dünyamızda, Allah(cc)  fiillerin hemen hemen bütününü (Mucizeler hariç) sebeplere dayamaktadır. İmtihan sırrının bozulmaması için gerçekleştirilen bu fiiller, insanın sebepler âleminde iradesiyle baş başa bırakılmasını netice vermiştir. Yaşanan olaylarda iradeyle yönlenme müspet veya menfi olayların meydana gelmesine sebep teşkil etmektedir. İnsana gösterilen istikamet yolunun takip edilmemesi durumunda meydana gelen sapmaların zikredilen sebeplerle izah edilmesi mümkündür. Kur’an bunu muhtelif ayetlerde misalleriyle insanın gözleri önüne sermektedir. Sebeplerle bağlı olduğundan dolayı insanın aldanmaması ve aldatıcı yollara sapmaması için Kur’an, insana yönelik ikazlarını sık sık tekrarlar. Toplumların bir uyarıcı gelmeden Sünnetullah’ın değişmez yasalarına muhatap olmayacakları da ayrıca vurgulanır. 

“…Rabbin halkı habersiz iken ülkeleri zulüm ile helak edici değildir”(En’am – 131), 

“Halkı ıslah edici kimseler olsaydı, Rabbin o şehirleri haksız yere helak edici değildi.” (Hud – 117) ayetleri bu hakikatlere dikkat çeken iki misaldir. Sapmayla gelen toplumsal değişmelerde toplumların sapma yönünde geçirdikleri süreci ana hatlarıyla “Haddi aşma- Kibir – İrtidat” şeklinde izah etmek mümkün görünmektedir.

Sapmayla gerçekleşen toplumsal değişmelere ek olarak toplumların imtihanla gerçekleşen değişmelere de maruz kaldığını Kur’an’ın geniş atmosferinde görmekteyiz. “İnsan başıboş bırakılmamıştır.”(Kıyame, 36) ayeti bu noktaya işaret eden orijinalitededir.

Kur’an, akıbeti açısından toplumsal çöküşe gitmiş kavimlerden de bahisler açar ve öngördüğü toplumsal değişmelere dikkat çeker. Bu hususta geçmiş toplumlardan misaller verirken, onların sahip oldukları imkânlara da değinerek bunların başlarına gelen akıbetleri engelleyecek güçte olmadığını insana hatırlatır. Buradan hareketle Kur’an, insanların sosyal ilişkilerinde adaleti yerleştirmeleri ve zulmün yaygınlaşmasını engellemeleri halinde bunun bütün sonuçları itibariyle huzur getireceğini de izah eder. Kur’an’ın insanlar için öngördüğü değişim; insanların zamanla inanç, anlayış ve yaşantılarını “Allah’ın kendileri için seçip beğendiği fıtrat dinine göre düzeltip, değiştirmeleri…” (Rum 30) yönünde belirginleşmektedir.

Bugün ülkemizde de hızlı bir değişimin yaşandığını görüyoruz. Eğer bu değişim vahiy ışığında tesis edilen adalet ilkesiyle olursa topluma huzur getirir. Aksi durumunda zulüm hakim olur ki, zalim kavimlerin uzun ömürlü olmadıklarını ve Sünnetullah’ın gereği olarak hak ettikleri cezayı kısa zamanda gördüklerini Kur’an bize değişik ayetleriyle bildirmektedir.

Unutmayın: “Bir kavim kendi elinde olanı değiştirmediği müddetçe Allah onların elindekini değiştirmez.” (R’ad, 11)

Paylaş:

Yorum Yaz