Devleti ele geçirmek 

503
0
Paylaş:

Biz Batı’yı kendi parametrelerimizle değerlendiriyoruz ve yanılıyoruz. Yanılmak, yenilmektir. Batı, insanların dini bilgilerle yüklenip yüklenmemesiyle ilgilenmiyor. Batı, insanların dindar ya da dindar olmadığıyla değil, üretici olup olmadığıyla ilgileniyor, bu sebeple de dini konulara müdahil olmuyor. Biz ise üretip üretmediğine hiç bakmıyoruz.

Bazı gruplar, manevi otoriteyi taklit ederek hak gaspı, şâkilik yapıyor. Tasavvufta “Şâki” iki manaya gelir. Birincisi, bilinen manada, yol kesendir. İkincisi ise, manevi makam sahibi olmadığı halde, makam sahibiymiş gibi davranıp, insanların manevi yollarını kesenler ya da insanları şaşırtanlardır. Asıl “Şâki” budur. Eski devirlerde böylelere meydan bırakılmazdı.

Bazı gruplar, ne yaptığının, ne olduğunun farkında ve ayırdında değil, beyin tamamen iptal olmuş durumda. Bilinenlerin dışındaki diğer bazı gruplar da Hükümet aleyhine takviye ediliyor. Bunların sayısı giderek artacak, kamplaşma pompalanacak. Kamplaşmayı iptal etmek çok zor, bu sebeple bu kamplaşmanın üzerinden bir operasyon yapmak gerekiyor. 

Kur’an’ın yerine konan bir takım risaleler var olduğu müddetçe İslam dünyasındaki kamplaşmayı durdurmak mümkün değil. Batı öyle sistemli çalıştı ki; gizli servis ürünü bazı risaleler ortadan kaldırılamazsa, İslam dünyası, küresel satranç tahtasında bir taş olmaktan kurtulamayacak. Bunları iptal edebilmek için İslam dünyasının elinde çok da fazla imkân yok. Geriye kala kala, her devletin kendisini koruması kalıyor. En mantıklısı da bu. Her devlet varlığını ve bütünlüğünü koruyabilirse bu büyük bir başarı.

Türkiye’de ideolojik bütün gruplarda varolan, devleti ele geçirilmesi gereken yabancı bir varlık olarak telakki etme anlayışı, birçok sorunumuzun temeli. Devleti soymanın, onu kandırmanın normal olduğunun düşünülmediği bir grup hemen hemen yok gibi. Soruları çalarak, rüşvet vererek, yakınlarını bir yerlere sokmayı yanlış bulan kim var ki… Bu iklim, bu coğrafyada var olduğu için, yabancılar tarafından da organize edilerek, devletin en kritik yerlerine sızılabildi. Bu aslında, “millet” olamamakla alakalı. Millet olamayan topluluklarda liyakat ve vatanseverlik ana kriter değildir. 

Kamu Hukuku, Tefsir-Hadis uzmanı Ahmet Tekin, Avrupa’ya halı götürür, bir eve indirirler. Bu halılar bir yere gidecektir. Kamyonete yüklenirken polis gelir, ilgili evrakları ister. Herşey tamamdır. Polis teşekkür eder, gitmek üzereyken Ahmet Tekin, “Ben bu halıları evden çıkaralı 3-5 dakika oldu, sizin bundan hemen nasıl haberiniz oldu?” diye sorar. Polis gülümser, başıyla işaret ederek, “Karşı komşunuz aradı, haber verdi” der.

Metropol Polis Teşkilatı’nın 1829 yılında kurulmasından beri, İngiltere’nin iç hukuk uygulama modeli, toplumun rızayla denetlenmesi; “polisin halk, halkın da polis olması”, hukuk ve düzenin korunması için mümkün olduğunca az oranda güç kullanılmasıdır.

TSK’nın temeli, Sünniliği savunma prensipleri üzerine kurulu. Temelinde “cihad” olgusu vardır, bu her Türk’te, Türkiye vatandaşında da vardır. Şimdi önemli ölçüde bunu öldürmeye çalışıyorlar. Bu nüveyi de öldürebilirlerse, son kale de yıkılmış olacak. İnsanların ve devletlerin davranış ve niyetlerine göre, Allah’ın takdiri değişebilir.

Bu ülke için düşünen insanların, günlük hayatın angaryalarının dışına çıkmaları gerekiyor. Bir şeyin delisi olunmadan, velisi olunmaz. Her türlü ciddi fikir üretimi, bir tür inziva gerektirir.

Paylaş:

Yorum Yaz