FİTNEBAŞI İNGİLİZLER!

648
0
Paylaş:

Meşhur bir Kızılderili atasözünde, “Bir suda iki balık kavga ediyorsa oradan beş dakika önce uzun bacaklı bir İngiliz geçmiştir.” denir. Atasözleri uzun hayat tecrübeleri sonrasında kolektif bir fikir olarak kabul edilir ve yayılır. Kızılderililer arasında böyle bir atasözü meşhur olmuşsa mutlaka büyük bir gerçeklik payı vardır.

Kızılderili atasözünde izah edilmek istenen manayı daha iyi anlamak için Türk ve İslam âleminin tarihine kısa bir göz atmak yetecektir. Özellikle son üç asırda, Türk ve İslâm âlemi, nerede bir ihanete uğramışsa, bunun altında mutlaka İngilizlerin var olduğunu görüyoruz.

İngilizler, İslâm ülkeleri diye isimlendirilen memleketler arasında devamlı birbirlerine düşmanlıkları ve savaşları kışkırttılar.

Osmanlı devrinin son âlimlerinden Seyyid Abdülhakîm Arvâsî bir açıklamasında zikredilen bu İngiliz fitnesini şu sözleriyle dile getirir:

“İslâm’ın ve Müslümanların en büyük düşmanı İngilizlerdir. İslâmiyet’i bir ağaca benzetirsek, başka kâfirler, fırsat bulunca, bu ağacı dibinden keser. Müslümanlar da, bunlara düşman olur. Fakat bu ağaç bir gün filiz verebilir. İngiliz böyle değildir. Bu ağaca hizmet eder, besler. Müslümanlar da, onu sever. Fakat gece kimse anlamadan gizlice köküne zehir sıkar. Ağaç öyle kurur ki, bir daha filiz veremez. Vah vah çok üzüldüm, diyerek Müslümanları aldatır. İngiliz’in, İslâm’a böyle zehir salması demek, para, mevki ve kadın gibi, nefsanî arzular karşılığında satın aldığı yerli münafıkların, soysuzların elleri ile İslâm âlimlerini, İslâm kitaplarını, bilgilerini ortadan kaldırmasıdır.”

İngilizlerin Türk ve İslâm âleminde takip ettikleri siyasetin temeli şu üç esas üzerine oturtulmuştur:

“PARÇALA, HÂKİM OL VE DİNLERİNİ İMHA ET.”

Gerçektende İngilizlerin İslam’a yönelik fitne hareketlerine baktığımızda nasıl büyük bir düşmanlık sergilediklerini ve bunu yaparken de alabildiğine gizliliğe önem verdiklerini görüyoruz.

İngilizlerin öteden beri takip ettikleri tek siyaset, dünyadaki bilhassa Müslümanların çoğunlukta olduğu Osmanlı, Afrika ve Hindistan’daki yer altı ve yerüstü kaynakları sömürmek, oralardaki insanları İslam’dan uzaklaştırmak, hayvan gibi çalıştırıp bütün kazançları İngiltere’ye nakletmek olmuştur.

İngilizler b siyasetleri neticesinde 19.  yüzyıldaki istilaları sonunda, dünya topraklarının yaklaşık dörtte birine, dünya nüfusunun da, dörtte birinden fazlasına sahip oldular. İslâm düşmanlığı, zulüm, istibdat, hile ve hıyanet üzerine kurulan İngiliz imparatorluğu, kendine üzerinde güneş batmayan devlet unvanını vermişti. İngiliz hegemonyası içine düşmüş bütün milletleri ve devletleri sömürmüş ve hala da sömürmeye devam etmektedir.  İşgal ettikleri ülkelerin ve milletlerin sadece dinlerini, dillerini, örf ve âdetlerini sömürmekle kalmamış, aksine yeraltı ve yerüstü zenginlikleri de sömürmüşlerdir.

Osmanlı döneminde yetiştirdikleri casusları Müslümanların içine sızdırarak Müslümanları birbirine düşürmüş ve büyük çalkalanmalara sebep olmuşlardır.

İngilizlerin İslâmiyet’i yok etme savaşında, vatanına, milletine dinine hizmet etmek isteyen Müslümanları aldatmak için kullandıkları en tesirli silâhları, İslâmiyet’i asra uydurmak, modernleştirmek, İslâmiyet’in aslını ortaya çıkarmak propagandaları içinde, dinsizliği yerleştirmek olmuştur.

İngilizler, her türlü vasıtalar kullanarak Müslümanları ilimde ve fende geri bırakıp, ticaret ve sanatlarına mani oldular. İslâm ülkelerindeki güzel ahlâkı yıkmak, İslâm medeniyetini ortadan kaldırmak, gençlerin İslâm ilimlerini öğrenmelerine mani olmak için içki, fuhuş, eğlence, kumar, top oyunları gibi hastalıkları yaygınlaştırdılar. Ahlâkı bozmak için, Rum, Ermeni ve diğer gayri Müslim kadınlar birer ajan gibi çalıştırıldı. Bir debdebe içerisinde, moda evi, dans kursu, manken ve artist yetiştirmek gibi hilelerle, genç kızları tuzağa düşürerek, kötü yollara sürüklediler.

İngiliz Müstemlekeler nezaretinin emriyle, Mısır, Irak, İran, Hicaz ve İstanbul’da casusluk faaliyetlerinde bulunmak, Müslümanları aldatmak ve Hıristiyanlığa hizmet için vazifelendirilmiş bir İngiliz misyoneri olan meşhur casus Hempher hatıralarında görevlerle Osmanlı ülkelerine gittiğini şöyle anlatır:

“1710 senesinde Müstemlekeler nazırı beni, Müslümanları parçalamak için gerekli ve yeterli bilgileri toplamak ve casusluk yapmak üzere, Mısır, Irak, Hicaz ve İstanbul’a gönderdi. Aynı tarihte ve aynı vazife ile nezaret, canlılık ve cesaret dolu onlarca kişiyi daha vazifelendirdi. Bize lâzım olabilecek para, bilgi ve haritanın yanında bir de, devlet adamlarının, âlim ve kabile reislerinin isimlerini ihtiva eden birer fihrist verildi.”

Tarihleri katliamlarla dolu olan ve karakter olarak mağrur ve kibirli olan İngilizler, kendi şahıslarını ve vatanlarını ne kadar hürmete lâyık görürse, diğer insanları ve memleketleri de, o derece aşağı gören bir zihniyete sahiptirler. Zaten İngilizlerin fikir babalarının eserlerini incelediğimizde genel olarak insanları üç gruba ayırdıklarını görmekteyiz:

Birincisi, İngilizlerdir. Onlara göre İngilizler, Allah’ın insan olarak yarattığı en mükemmel mahlûktur. Üstün bir ırka sahiptirler.

İkincisi beyaz renkli Avrupalı ve Amerikalılardır. İngilizler için bu ikinci grupta hürmete lâyık olabilecekler sınıfına dâhildir.

Üçüncüler ise, İngiliz, Avrupa ve ABD’liler haricinde kalan diğer insanlardır. İngilizler için üçüncü gruptaki insanlar insan ile hayvan arasında bir mahlûk statüsündedir. Bu sebeple hürmete, saygıya lâyık olmadıkları gibi, hürriyet, istiklâl ve vatan gibi mukaddes değerler bunlar için değildir. Bunlar kendi kendilerini idare edemezler. Bilhassa İngilizler tarafından idare edilmek için yaratılmış mahlûklardır.

İngilizlerin casusluk faaliyetlerinin temel esası Müslümanların zayıf noktalarını tespit ederek oradan saldırmak ve böylelikle Müslümanları ve İslam’ı dünyadan yok etmektir.

İngilizler, hâkim oldukları bütün İslâm memleketlerinde yaptıkları gibi, İslâm âlimlerini, İslâm kitaplarını, İslâm mekteplerini yok ettiler. Tam din cahili bir gençlik yetiştirdiler.

İngilizler, birinci ve ikinci cihan harpleri sonunda, birçok memleketlerde, kendi hain plânlarını yerine getiren ve İngiliz menfaatlerini koruyan kimseleri iş başına getirdiler. Bu memleketlerin, millî marşları, bayrakları, devlet başkanları olmuş, fakat din hürriyetine kavuşamamışlardır.

Bu manada yaptıkları bazı fitne hareketlerini ve faaliyetlerini maddeler halinde şöyle özetlemek mümkündür:

– Müslümanların arasına fitne sokarak birleşmelerini engellemek. Bu hususta kitaplar, dergiler, gazeteler kurarak başarıya ulaşmak.

– Müslümanlara yol gösteren Âlimler hakkında çeşitli iftiralar uydurmakla, Müslümanları, çocuklarını dini okullara vermekten vazgeçirerek, cahil kalmalarını sağlamak.

– Faizin her şeklini yaymak ve Müslümanları kredi vs, adı altıda faiz kurumlarına yöneltmek.

– Müslümanları âlimlerden soğutmak için mektepler, kolejler açmak ve buralarda Rum ve Ermeni çocuklarını, Müslümanlara düşman olarak yetiştirmek.

– Müslüman gençlere tarihlerini unutturmak, kendi ecdatlarının cahil olduklarını yaymak.

– Müslümanların arasında, ırkçılık, milliyetçilik taassubunu körükleyecek ve onların dikkatlerini, İslâmiyet’ten evvelki kahramanlıklarına çekmek. Bu çerçevede Mısırda Firavunluğu, İran’da Mecusiliği, Irak’ta Bâbilliliği, Osmanlılarda Attilâ ve Cengiz zamanını büyüklüğünü yaymak.

– İçki, kumar, zina, siyasi fırkalar ve spor kulüplerini alabildiğine çoğaltmak ve bu alanlarda kavgalar meydana getirmek.

– Gazeteleri, dergileri, bol parayla besleyerek onları İngiliz menfaatleri doğrultusunda çalıştırmak.

– Toplumu ayakta tutan aile hayatını yok etmek için büyük gayret sarf etmek. Bu hususta hiçbir maddi imkândan kaçınmamak.

– Çıkaracağımız gazete ve dergilerle açık kadın resimleri neşrederek müstehcenliği normal hale getirmek. Gençleri fuhşa, homoseksüelliğe ve cinsî sapıklığa sürüklemek.

– İslâm itikat ve ahlâkını bozmak için Müslümanların camiler yapmasına gizlice yardım etmek. Fakat bu camilerde, İslam âlimlerini değil, misyonerleri ve bidatçileri konuşturmak.

– İslâm müziği ismi altında, çalgıları, şarkıları, radyoları evlere, camilere vs. yerlere sokmak.

– İslamiyet’i yaşamaya çalışan gençlerin üniversitelere girişlerini engellemeye çalışmak, girmiş olanların diploma almalarına engel olmak.

– Silahla cihadın geçici bir farz olduğunu, artık günümüzde silahla cihadın hükmünün kalmadığını yaymak.

– Müslümanların inançlarına bidatler sokup, İslâm’ı gericilik ve terör dini olmakla itham etmek.

– İslâm memleketlerinin geri ve sarsıntılara maruz kaldığını, bunun tek sebebinin de Müslümanların İslâm’a olan bağlılıklarının zayıf olduğunu yaymak.

– Kadınları sokağa dökerek tesettürden sıyırmak. Örtünmenin furüat, yani önemsiz olduğunu ileri sürmek.

–  Müslümanların çoğalmasına mani olmak için, doğum kontrol programları yapmak ve birden fazla evliliğe mani olmak.

– Kız, erkek, bütün İslâm gençliğinin kafasını karıştırıp, İslâmiyet hakkında şüphe ve tereddüde düşmelerini temin etmek.

Hülasa etmek gerekirse İngilizler tarih boyunca Müslümanların ve İslam’ın en büyük düşmanı olmuşlar ve bu hususta büyük katliamlar ve zulümler irtikâp etmişlerdir. Dün olduğu gibi bugün de bütün dünyada Müslümanlara ve İslam’a yönelik ölüm, işkence, fitne, fesat, kan ve gözyaşının temelinde İngilizleri görmekteyiz. Son dönemlerde ülkemize ve özellikle Ortadoğu’daki Müslümanlara yönelik yapılan hainliklerin altında da yine İngiliz imzası olduğu açıktır.

Müslümanlar tarih boyunca en büyük düşmanları olan İngilizlere karşı uyanık olmalı, birlik ve beraberliklerini bozacak her türlü fitne ve fesat hareketlerinden uzak durmalıdır. Aksi halde içinde bulunduğumuz kötü durumdan kurtuluşumuz çok zordur.

Paylaş:

Yorum Yaz