Ful+Full Eğitim ve Halil Halid Bey

214
0
Paylaş:

Eğitim konusunda bir faydanız yok bari zararınız olmasın;

Gerçi sizde haklısınız 1949 yılında, İsmet İnönü Cumhurbaşkanlığında Türk Milli Eğitim sistemi resmen ABD ye bırakıldı ve yarı resmi oldu, aslında tamamen ABD’nin sistemi oldu nasıl mı?

Karşılıklı imzalar atılarak, Sekiz kişiden oluşan bir Fulbright Eğitim Komisyonu kuruldu. Sekiz üyeden dördü Amerikalı, kalan dördü de Türk hocalardan  seçilmekte. Dahası da var bir oylama sonucunda oylar 4 evet 4 hayır çıkarda sonuca ulaşılamazsa son sözü ABD Büyükelçisi söylüyor ve oyu iki oy yerine geçiyor. Alın size sonuç.

Geleceğimiz gençlerimizin, okuyacakları derslerin müfredatını artık bu komisyon belirleyecekti.

Böyle bir uygulama olsa olsa sömürge altındaki ülkelerde olurdu.

O Tarihten bu güne kadar kurulan hiçbir hükümet bunu değiştirmek için bir adım atmadı

Dileriz ki birileri sesimizi duyar ve ülkemizi bu musibet Anlaşmadan kurtarır.

Aslında bu konuda bize yol gösteren bir Osmanlı Aydınımız var, Çerkeşşeyhizade Halil Halid Bey;

Halil Hâlid Bey, Osmanlı Devleti’nin son döneminde yetişmiş ve Cumhuriyetin ilk yıllarına ulaşmış eşsiz bir aydınımızdır.

Her zamanki gibi ülkemizde çok fazla tanınmayan fakat Avrupa’nın James Bond’u için rol adam olmuş bir şahsiyetti Batı’nın kirli yüzüne karşı özgün bir duruş sergileyebilen nadir sayıdaki insanlardandı.

Genç yaşına rağmen İngiltere’de Cambridge Üniversitesi kadrosuna girmeyi başaran ilk ve tek Osmanlıdır.

Uzun yıllar bu üniversitede Türkçe hocalığı yapan Halil Hâlid, İngilizlerin Osmanlı Devleti’ne ve İslam dünyasına yönelik politikalarını da yakından takip etmiş ve Batı âlemine karşı özgün bir duruş sergilemiştir.

Yıllarca Avrupa’da yaşamış, Osmanlı Devleti’nin ve Müslüman toplumların meselelerine karşı duyarlılığından hiçbir şey kaybetmemiştir.

Avrupalı güçlerin Osmanlı Devleti’ne karşı her alanda tehditlerini yoğunlaştırdıkları bir dönemde bu kara propagandalara, asılsız ithamlara, mesnetsiz saldırılara karşı en şiddetli şekilde ve İngilizce olarak kaleme aldığı Kitap, Makale ve Gazete yazılarıyla müdafaalarda bulunmuştur. Sonradan bunlar Türkçeye çevrilmiştir.

Boykot kelimesiyle Osmanlı toplumunu tanıştırarak, Avusturya’nın Bosna-Hersek’i işgal etmesi üzerine ülkeye karşı başlatılan boykotun da öncüsü olmuştur.

Avrupa’nın Mezopotamya’ya medeniyet getirme bahanesiyle girerek işgallerinin nasıl bir oyun olduğu konusunda bizleri yönlendirecek tavsiyeler ve kurtuluş yöntemleri hakkında çok değerli bilgiler sunmuştur.

Hayatının son yıllarını hayal kırıklığı ve kırgınlık içinde geçirmiştir.

Savaş süresince Avrupa ülkelerini dolaşarak, İtilaf devletlerinin Doğu’da uyguladıkları haksız ve emperyalist politikaları tüm dünyaya duyurmaya çalışmıştır. Mesela 1919 yılında Bern şehrinde toplanan Sosyalist Enternasyonal’e katılarak Müslüman Doğu toplumlarına uygulanan haksızlıkları dile getirir. Bu tebliğ İngilizce ve Fransızca olarak bastırılır.

Halil Hâlid Bey, Osmanlı Devleti’nin çöküş sürecinde gerçekleşen birçok gelişmeyi önceden tahmin ederek, uyarılarda bulunmaya çalışır ancak uyarıları yeterince karşılık bulmaz.

Şahsiyetinden ödün vermeyişi, riyadan uzak duruşu ve titizliği sebebiyle ömrünün sonuna kadar sıkıntı çekmiştir.

Cumhuriyetin ilanından sonra kaleme aldığı son eserinde (Türk Hâkimiyeti ve İngiliz Cihangirliği, 1925), Türkiye’nin sınırlarının ötesinde kalan dünya Müslümanlarıyla turizm, ticaret ve eğitim sahalarında işbirliği yapılması teklifinde bulunur. Ona göre bu ülkeler arasında öğrenci değişimleri yapılmalı, dünya Müslümanlarının yoğunlukla konuştuğu üç büyük dil (Arapça, Türkçe, Farsça) en azından konuşup anlaşabilecek kadar öğretilmelidir. Fakat bu gün dahi bu anlamda atılmış hiçbir adım yok, bu konuda çalışma yapanlara da engel olan bir garebet kurumumuz var, neresi mi? YÖK!!!

Türkçe’nin Avrupa’da eğitim dili olamayacağını savunan bu geri kafalı, Batı sıfatlı kurum gaflet ve dalalet içerisindedir.

Türkçe’yi Avrupa ve Balkan ülkelerinde eğitim dili yapma çabasında olanların önüne türlü türlü engeller çıkaracak kadar da haindirler, yurtdışında eğitim alıp ülkesine dönen yüzlerce, binlerce gencimize, (Meclisimizin 5463 sayılı kanunla Lizbon Sözleşmesine İmza atmalarına rağmen) denklik vermeyip mahkeme koridorlarında süründüren, devletimizi milyarlarca lira zarara uğratan, mahkemelerimizi gereksiz yere meşgul eden bu şahıslar bunu neden ve kimin emriyle yapıyor olabilir? Kripto İmamlar yüzünden olabilir mi?

İşte ülkemin hali anlatmakla bitmiyor. Nereden nereye.

Bir tarafta vatanı için, Dili için ömrünü harcamış türlü cefalara göğüs germiş bizleri aydınlatmak için çabalar sarf etmiş ve hayal kırıklığı içinde vefat etmiş Halil Halid Bey, bir tarafta Milli Eğitim sistemini Avrupa ülkelerine teslim etmiş sözde vatanseverler.

Bize düşen bu değerli insanın eserlerinin daha çok kişiye ulaşmasını sağlayacak adımlar atmak, Eğitim sistemimizi sömürgeden kurtarıp yeniden Milli hale getirmektir.

Paylaş:

Yorum Yaz