Haçlı Seferleri dün, bugün, yarın.

199
0
Paylaş:

 

BU KAÇINCI ?

 

13.Asırdan bu yana bizimle Osmanlı ile, Miryakefalon’a kadar ceddim Selçuklu ile ondan önce dindaşım Arap’la Kudüs fethi mavrasıyla, daha evvel kendi mezhep savaşları olarak İstanbul’un,  Anadolu’nun, Kudüs’ün yağmasıyla başlayan tarihi uzun bir sürecin 2017 varyetesini yaşıyoruz AKPM kararıyla.

İslamofobya diye başlatılan ve er geç Türkofobya‘ya döneceğini söylediğimiz, yazdığımız süreç dediğimiz yere geldi. Bingo beyler.

Avrupa Konseyi parlamenterler meclisi kararı; gidilen yolun beklenen sonucuydu.

Türkler geliyor diye uyutulan çocuklar şimdi Avrupa Yönetiminde, korkuları ve panik atakları ve de şuur altı heyulaları ayan oldu. Yüzümüze gülen maskeler düştü.

Bu siyasi denetim hikayesi;   Siyasetlerini dayatma tenefüsüdür. İstediklerini alamamalarının hezeyanıdır. Yandaşlarının canını yakmamızın dayatmasıdır. Hükümetimiz, muhalefetimiz amansız bir şekilde konunun üzerine gitmeli, geçmiş yıllarımızı heder etmemelidir.

Bu Emperyal Avrupalılarla demokratik kurallar ve kurullar üzerinden bir yol haritası çıkaramazsınız. Anladıkları dilden konuşmazsanız; “Kellim, kellim; Lâ Yenfa” Konuştuk, konuştuk döndük başa: evet yılların emeği onca taviz, mesai ve en kıymetli servet zamanımızı yok saydıramayız. Avrupalıları çok kısa bir samimiyet testinden geçirip, sağa sola selam vermeden yola devam etmeliyiz.

Bu mesele tek yalın, iki küçük devletin parlamenterinin işi değildir. Üzerimize yoğunlaşan Asimetrik bir savaşın, global terörizm destekçisi müttefiklerin planlı programları bir ara yüz yapılanmasıdır.

Şapka düşmüş kel görünmüştür, Ankara devlet olmanın ciddiyetiyle vakur bir şekilde mücadelesini devam ettirirken Türkiye’nin tüm STÖ’leri vakıfları, dernekleri, cemaatleri, özerk üniversiteleri, meslek kuruluşları ve Avrupa’da ki Türk Diasporası tam saha göğüs, göğse markaj uygulamalıdır.

Bugünün geleceği 17-25 Aralık kalkışma provalarından belliydi.

Krizi kestiremedik. Klasik Konvansiyonel metod ve öğretilerle Batı ile baş edebilmemiz mümkün değil. Öğretilerimizi sorgulamalıyız. Şimdi bizi çok sömürecekler, yaptırımlar, dayatmalar, horlamalar, aşağılamalar yaşayacağız. Cottarelli diye bir adam vardı, Derviş adlı bir komiser vardı geçmişten ders alamadık, Ekonomik rayting mafyalarının kararlarını ve Yarınlarını okuyamadık.

Yargı bağımsızlığı diyorlar; Yargı 1961 ihtilal, darbe Anayasasıyla bize sokulmuş 3. erg’tir. Biz iki ergli bir gelenekten geliyoruz. Meclis; şura ve icra. Üçüncü ergi kim nasıl kullandı gördük, yaşadık. Batı sıfatlı, Batı suratlı, kukla Yargıçların ve Savcıların hırtlıklarını yaşadık. Çalınmış sorularla hakim, savcı olanları temizledik. Devleti içten kemiren bir gladioyu göçerttik.

Gazetecilerin hapiste olmalarıyla tenkit ediliyoruz. Kimseyi haberinden ötürü yargılamadan içeri alamamışız. Adamın basın kartı yok, Meslek kuruluşuna üye değil, bir fotoğraf makinesi ile bir roman ile nasıl Basın olunursa, oluyor. Adamın terör örgütü ile organik bağı yakalanmış.

Akademisyenlerin hapsi ile suçlanıyoruz.

  1. Bunlar aynı terör örgütünün şifreli haberleşme sistemini kullanan kişiler. Legal bir Akademisyen niçin terör örgütünün Bylock haberleşmesini kullansın ki.
  2. Bu zatlar sahte jürilerle, dil bilmeden, özel dergilerde mesleki literatürde kıymeti olmayan akademik araştırma ve makalelerle, aynı okulda Lisans, Yüksek Lisans, Doktora ve Profesör’lük unvanlarını rotasyonsuz olarak almışlardır. Lizbon Kriterlerine ve Bologna şartlarına göre Lise öğretmeni dahi sayılmayacak gradasyonda kişilerdir. Makaleleri, Tezleri dahi intihaldir.
  3. Bunlar dil bilmez akademisyenlerdir, Lâl’dirler.

 

Batılının tarihte Asasion diye bildiği Hasan SABBAH Dai’lerinin akademisyen olarak tüm ehliyetleri liyakatsizliklerinden ötürü ellerinden alınmalıdır da, KİM ALACAK?

YÖK İMAMI KİM?…

Paylaş:

Yorum Yaz