SOFİSTİKE ÖRGÜTLE MÜCADELENİN NERESİNDEYİZ?

266
0
Paylaş:

Ülkemizin çok ciddi bir tehlike atlattığı 15 Temmuz FETÖ/NATO destekli darbe girişiminden bu yana bir yıl geçti. Devletimiz ve milletimiz darbeye kalkışan FETÖ/PDY isimli şeytani örgütle mücadeleyi devam ettirmeye çalışıyor.

Peki, mücadelede ne kadar başarılıyız ve hangi noktalarda zaafımız var?

Bu şeytani örgütle yeterli ve şartlarını yerine getirecek biçimde hakkıyla mücadele edilebiliyor mu?

Daha önce birçok makalede belirtiğim gibi düşmana karşı en iyi mücadele onu iyi tanımaktan geçer. Düşmanın tanınmaması veya küçük görülmesi, mücadelenin azmini kırar ve zafere giden yolda büyük engeller oluşturur. Her türlü şeytani örgütle mücadele eden devletimizin ve hükümetin bu gerçeği asla göz ardı etmemesi gerekir.

Bugün maalesef devletimiz, milletimiz, dinimiz tarihte görülmemiş biçimde çok büyük bir tehlike ile karşı karşıyadır. Batılı güçleri arkasına alarak ülkemize karşı kalleş bir darbe girişiminde bulunan FETÖ/PDY isimli şeytani örgütün tamamen bertaraf edilmesi için öncelikle çok iyi tanınması gerekir. Çünkü bu şeytani örgüt, mevcut hiçbir örgütle karşılaştırılamayacak kadar karmaşık, iç içe girmiş ve aldatıcı bir örgütlenmedir.

FETÖ/PDY isimli şeytani örgütle 1999 yılından beri hayatım pahasına mücadele eden biri olarak mücadelede ve örgütü tanımada gelinen noktanın tatmin edici olduğunu söylemeyi çok isterdim. Ancak maalesef dünyanın en sofistike (yanıltıcı-karmaşık) örgütü olan FETÖ/PDY ile mücadelede hakkıyla tanındığını ve milletçe topyekûn bir savaş verildiğini söylemek hakka karşı haksızlık olur diye düşünüyorum.

Her türlü psikolojik savaş sanatını sergileyerek ülkemize, dinimize, milletimize savaş açan ve uluslararası istihbarat örgütlerinin himayesinde her türlü hainliği gerçekleştiren bu şeytani örgüte karşı sadece polis ve yargı yoluyla değil; devletin bütün kurumları, iktidar ve muhalefetiyle bütün siyasi partiler bir araya gelerek topyekûn bir mücadele verilmesinin gerekli olduğunu 17/25 Aralık’tan beri yüzlerce kez tekrar ettim. FETÖ/PDY isimli şeytani örgüte karşı mücadele verilirken özellikle dini, siyasi, ekonomik, kültürel, polis, yargı, MİT, ordu vs. tam bir koordinasyon sağlanmalıydı. 17/25 Aralık 2013 tarihinde adına yolsuzluk operasyonu diyerek yaptıkları hükümeti düşürme planı yapan bu şeytani örgüt hakkında o dönemlerde yukarıda zikredilen bütün birimler hakkıyla harekete geçmemesi 15 Temmuz’u doğuran en büyük sebeplerden biri olmuştur.

17/25 Aralık sonrası bizzat kendi elimle devletin gerekli kurumlarına bu şeytani örgütün lider kadrosunun isimlerini vermeme rağmen hiçbir işlem yapılmadığı için üç beş kişi hariç hepsi yurt dışına kaçtı/kaçırıldı. Hâlbuki bu şeytani örgütün lider kadrosu zamanında derdest edilseydi tespihin imamesinin gitmesi gibi örgütün koordinasyonu dağılacak ve 15 Temmuz gibi bir melun saldırıyı gerçekleştiremeyeceklerdi.

15 Temmuz bir anlamda neticeleri itibariyle çok üzücü sonuçlar doğurmuş olsa da, “Bir musibet bin nasihatten hayırlıdır.” Fehvasınca güzel neticeler alınmış ve bu şeytani örgütün hemen hemen devletin her kademesindeki militanları (tam olmasa da) büyük oranda tasfiye edilmiştir.

Bu mücadele de en önemli rolü şüphesiz Cumhurbaşkanı üstlenmiştir. Her ne kadar 17/25 Aralık tarihine kadar Cumhurbaşkanı da bu örgüte direk veya endirekt yollarla destek vermiş olsa da tehlikesi fark eder etmez harekete geçmiş ve bu hususta amansız bir mücadeleye başlamıştır. Bu yönüyle ne kadar takdir edilse azdır. Zaten böyle bir şeytani örgütle Cumhurbaşkanı’ndan başkasının da sebepler dairesinde baş etmesi mümkün görünmemektedir.

FETÖ/PDY isimli şeytani yapının çökertilmesinde şüphesiz başta ben olmak üzere bu yapıyla uzun yıllar beraber olduktan sonra ihanetlerini fark ederek ayrılanların anlattıkları mücadelede önemli bir gelişme kaydedilmesine sebep olmuştur. Yine bu arada polis, yargı ve MİT’in cansiperane gayretlerini asla unutmamak gerekir.

Ancak ne kadar hazindir ki Ak Parti’nin il, ilçe ve belediyeleri (birkaç istisnayı saymazsak) bu mücadelede sınıfta kalmıştır. 17/25 Aralık’tan sonra birçok teşkilat maalesef, “Bekleyelim, görelim. Bakalım kim galip gelecek.” Beklentisine girmiş ve sessiz kalarak dolaylı olarak FETÖ/PDY isimli şeytani örgüte yardım ve yataklık etmişlerdir.

FETÖ/PDY isimli şeytani örgütle mücadele veren Erdoğan, 17-25 Aralık 2013 ile 15 Temmuz 2016 arasında geçen süreyi kastederek, “Bu mücadeleyi yalnız başıma yaptım.” demek zorunda kalmıştır. Şu anda da maalesef FETÖ/PDY isimli şeytani yapıya karşı yürütülen mücadelede Cumhurbaşkanı Erdoğan kadar bu işi ciddi tutan başka bir devlet yetkilisi yok.

15 Temmuz’dan sonra da yeterli tedbirler alınmayıp, siyasi alandaki Fetöcü hainlere gerekli operasyonlar yapılmayınca mücadelede ciddi sapmalar ve yanlışlar meydana gelmiştir. Bu yanlışların en büyüğü de bizzat Cumhurbaşkanı’nın tespitleriyle (Başı ihanet, ortası ticaret, sonu ibadet) ihanet kesimine dokunulmaması, ticaret kesiminin teğet geçilmesi ve operasyonların kahır ekseriyetle ibadet kesimi diye adlandırılan insanlara yapılması olmuştur. FETÖ/PDY isimli şeytani örgüt bunu kendi lehine çevirerek uluslararası arenalarda Türk devleti ve hükümetinin Müslümanlara zulüm ve işkence ettiği tezini savunmuş ve bunu büyük oranda da belli mahfillere kabul ettirmiştir.

Evet bu sofistike örgütün % 98’i kaçak durumda olan baş kesimi tem anlamıyla ihanet şebekesidir. Bunlar bilerek ve isteyerek bu örgüte mensup olmuş ve her şartta bu şeytani yapıyı desteklemişlerdir. Ticaret kesinini büyük bir kısmı da yine bu ihanet kesiminin içinde bulunmaktadır. Ancak ticaret kesiminin bir kısmı tamamıyla ticari kaygılarla bu örgütün gücünden faydalanmak için desteklediklerini örgütü iyi tanıyan biri olarak söylüyorum.

Örgütün ibadet kesimini oluşturan ve sayıları yüzbinleri bulan ibadet kesimi ise yine kahır ekseriyeti ile bu örgüte “İslami hassasiyetlerinden” dolayı katılmıştır. Emenim ki FETÖ/PDY ile yapılan mücadeledeki bazı yanlışlar olmasaydı bu ibadet kesiminin % 90’nı devletinin ve milletinin yanında yer alırdı. Devlet ve hükümet bu hususta çok hassas davranmalı ve suçun şahsiliği ilkesini işleterek suç işleyenleri ayırdıktan sonra sempatizan kesim kazanılma yoluna gidilmeliydi. Nasıl ki Cumhurbaşkanı “Bu yapıya bilmeyerek yardım ettim. Devletim ve milletim beni affetsin.” Diyorsa, bu sempatizan (ibadet) kesimine de bu tevbe etme hakkı tanınmalıydı. Bu yapılmadığı için örgüte İslami hassasiyetlerinden dolayı destek verenler örgütün elinden alınamamış ve hatta bu kesime yapılan haksızlıklardan dolayı çoğu devletine ihanet eder hale gelmiştir.

FETÖ/PDY isimli şeytani örgütle mücadelede meselenin bir de siyasi boyutu var ki tam evlere şenlik! Kerhanelere bile imam atayan, eskort kızlar yetiştirerek bürokratlara musallat edip şantaj yapan bu şeytani örgütün siyasi alana yönelik faaliyet yapmadığını iddia etmek; ya bu örgütü tanımamaktan kaynaklanmakta ya da bir ihanet/gaflet hali yaşanmaktadır.

Devletin ve hükümetin örgütün ibadet kesimine yönelik operasyonlar yapılırken siyasi alandakilere dokunulmaması milletimizin kalbinde derin bir yara açmış ve mücadelenin sulandırılmasında mühim rol oynamıştır.

Örgütün 17/25 Aralık 2013 tarihini temel alarak örgüte dair suçlamalar yaparken, 15 Temmuz’a kadar bu yapıya açık veya kapalı destek veren siyasilerin kimlikleri bilinirken dokunulmamış olması hem örgüte moral destek olmuş, hem de halkın verilen mücadeleye inancı zayıflamıştır.

Yine bazı Ak Partili siyasilerin damatları ve akrabaları resmen korunmuş ve suçlu oldukları kesin olmasına rağmen serbest bırakılarak kamuoyunda verilen mücadeleye büyük darbe vurulmuştur.

FETÖ/PDY ile mücadelede eksik ve yanlış teşhisten kaynaklı yapılan bazı yanlışlar bu örgütün tam olarak yok edilememesini sonuç vermiştir. 15 Temmuz gecesi FETÖ/PDY isimli şeytani yapının hain planı millet tarafından derdest edilmesine rağmen örgütün savaş iradesi tamamıyla yok edilememiştir.

Bir hukuk devleti olduğunu her zaman ileri süren devletimiz bu olağanüstü dönemde de hukuktan ayrılmamaya özen göstermesi mücadelenin bazı noktalarda sonuçsuz kalmasına sebep olmuştur. Tam anlamıyla hukuk dışı bir yapılanma olan bu örgütle hukuk içinde kalarak mücadele vermenin zorluğu ortadadır. Bu şeytani yapıyla ancak onun taktiklerini iyi bilen, manevra alanlarını teşhis eden geniş bir kadroyla mücadele etmek mümkündür.  Maalesef devletimi ve hükümetimiz aradan bunca zaman geçmesine rağmen bu şeytani örgütle mücadele eden ve bütün bilgilerin bir yerde toplanmasına temin edebilecek bir üst kurul kuramamıştır. Koordinasyon eksikliğinden ve FETÖ/PDY isimli şeytani örgüte açılan davaların çeşitli illerde ayrı ayrı davalar olarak açılmasından kaynaklanana bir karışıklık söz konusudur. Bu durum hem bir bilgi koordinasyonunun sağlanamamasını netice vermekte hem de davaların uzayarak örgütün manevra alanı oluşturasına sebep olmaktadır.

FETÖ/PDY ile tam ve sağlıklı bir mücadele verilebilmesi için Cumhurbaşkanımızın başkanlığında ve ona bağlı olarak acilen bir üst kurul oluşturulmalı ve bu kurul değişik alt kümelerden oluşmalıdır. Bu kümelerden birini de bu örgütten ayrılan benim gibi kişilerden oluşmalıdır. Çünkü bu yapıyı en tanıyan kişiler bizzat bu yapının içinde yıllarca bulunan insanlardır. 15 Temmuz’a kadar FETÖ/PDY ismini duymayanların her gün TV kanalarında bu örgütü tanıyan birer uzman olarak görünmesi ise tam anlamıyla bir paradoks oluşturmakta ve mücadelenin sulanmasına ve hatta bazen komik durumların yaşanmasına sebep olmaktadır.

FETÖ/PDY isimli bu şeytani örgüte yönelik bir bilgi havuzu kurulmasının yanında özellikle bu yapıyla alakalı yazılmış eserler bir araya getirilerek örgütün daha iyi tanınmasında kullanılmalıdır. Bu eserleri yazan kişiler de FETÖ/PDY isimli örgütle mücadele etmek için kurulacak olan üst kurulda yer almalıdır.

Bu şeytani yapıyla mücadelede Milli İstihbarat Teşkilatımızın mücadelesini takdirle karşılamak gerekir. Özellikle Bylock gibi bir haberleşme sistemini çökertmede gösterdiği başarı takdire şayandır. Ancak verilen mücadelenin yeterli olmadığını da hatırlamakta fayda vardır. MİT gibi çok stratejik bir konumda olan kurumlarımız devlete ve millete sadakati şaibesiz olan ehliyetli kişilerden oluşturulmalıdır. FETÖ/PDY isimli şeytani örgütün bu yapı içine de sızdığı ve yüzlerce eleman yerleştirdiğini 15 Temmuz sonrası gördük.

MİT, FETÖ/PDY ile mücadelede merkezi tutmuş gibi görünse de unutulmaması gereken bir gerçek var ki oda, MİT’in işi istihbarat üretmektir. Bunun örgütün yargılanmasında delil haline getirilmesi için emniyet, yargı ve MİT arasında çok ciddi bir koordinasyonun olması gerekir. Emniyet ve yargının bazı alanlarda eli ayağının bağlı olduğu bir gerçek. Maalesef. Bugün bir savcımız mevcut adli düzen ve ceza usul hukukumuz sebebiyle Türkiye çapında geniş bir soruşturma yürütememektedir. Bunun önünün açılması başta da değindiğim gibi geniş yetkilere sahip FETÖ/PDY ile mücadele üst kurulunun kurulmasına bağlıdır.

Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde terörle mücadele ve organize suçlarla mücadele birimlerinin bu mücadeleyi hakkıyla yerine getirmesi mevcut yasalarla mümkün görünmemektedir. Bu açıdan sırf FETÖ/PDY isimli şeytani örgütle mücadele etmek için böyle bir koordinasyon kurulunun oluşturulması elzemdir.

FETÖ/PDY isimli şeytani örgüt sadece Türkiye’de değil, arkasına uluslararası istihbarat örgütlerini de alarak 170 ülkede örgütlenmiştir. Devletimizin ve milletimizin bu şeytani yapıyla mücadelede başarılı olması, ondan daha güçlü bir yapıya sahip olmasıyla mümkün olacaktır.

Devletin bu tür uluslararası şeytani örgütlerle mücadele ederken bazen rutin dışına çıkmasının da gerekli olduğuna inanıyorum. Bugün dünyanın jandarmalığını yapan ABD’nin dünyanın değişik bölgelerinde yaptığı operasyonların uluslararası hukuka uymadığı bilinmektedir.  Her güçlü devlet gibi bizim devletimiz de özellikle FETÖ/PDY, PKK, DAEŞ, DHKP-C gibi terör örgütlerinin elebaşlarının derdest edilip getirilmesinde rutin dışına çıkmalıdır. Aksi halde bu tür şeytani örgütleri direkt veya endirekt olarak destekleyen başta ABD, İngiltere, Almanya ve batılı ülkelerden bu örgütlerin elebaşlarını ve üst yöneticilerini hukuki yoldan almak asla mümkün olmayacaktır. Yapılacak iş, devletimize bağlı küçük birimler oluşturarak yurt dışına gönderilmeli ve terör örgütlerinin elebaşları ve üst yöneticileri ya derdest edilerek Türkiye’ye getirilmeli veya bulundukları yerlerde itlaf edilmelidir. Bu yapılmadığı müddetçe FETÖ/PDY, PKK, DAEŞ, DHKP-C gibi terör örgütlerinin elebaşları ve üst yöneticileri Türkiye’ye yönelik yıkıcı planlarını uygulamaya koymaktan asla vazgeçmeyeceklerdir.

Başta da değindiğim gibi FETÖ/PDY isimli dünyanın en sofistike örgütüne karşı verilen mücadelede bir koordinasyon merkezi yoktur. Herkes kendi kurumunda kendi bildikleri ile mücadele etmeye çalışmaktadır. Halbuki bu tür sofistike ve karanlık örgütlerle mücadelede en önemli şey bilgi paylaşımıdır.

FETÖ/PDY isimli şeytani örgüt, yurt dışına kaçırdığı 8200 kişi ve buralarda bulunan militanları vasıtasıyla yurtdışında ciddi bir FETÖ diasporası oluşturmaya çalışmaktadır. Özellikle Batılı devletlerin işine geldiği için bu örgüte kucak açmakta ve onlar da şimdi mağduriyet lobiciliği yapmaktadırlar. Devletimizin bu hususta acil tedbir almalı ve bu fesat yuvasının Türkiye aleyhine yaptıkları lobicilik çalışmaları engellenmelidir.

FETÖ/PDY isimli şeytani örgüt, hapishanedeki militanlarını da boş bırakmamaktadır. Bazıları samimi olarak etkin pişmanlık yasasından yararlanarak örgüte ait ciddi bilgiler vermekle birlikte bazıları ise yine aynı hainliklerine devam ederek yalana ve maniple ifadelere başvurmaktadırlar. Mahkemelerde adeta bir ağızdan çıkmışçasına ortak ifade vermeleri bunun en açık örneğidir. Devletimiz bu şeytani yapının militanlarını cezaevlerini bir örgüt militanı yetiştirme mekânı olmaktan çıkarmalı ve aralarında organize olmalarına engel olmalıdır. Ayrıca örgüt militanlarına cezaevlerinde sabretmelerini, yakında kurtulacaklarını pompalamakta ve böylece onların moral ve motivasyonlarının diri tutulmasını sağlamaktadır. Devletimiz buna da acil tedbirler almalı ve örgütün diri tutulması engellenmelidir.

FETÖ/PDY isimli şeytani örgüt, psikolojik savaş sanatının bütün öğelerini kullanmaktadır. Bu şeytani örgüt özellikle 15 Temmuz sonrası militanlarının bir kısmına, “Kripto olun, gerekirse örgütü kötüleyin, kafaları karıştırın. Bizden olmayanları ihbar edin.” vb. talimatlar vermektedir. Bu hususta savcılarımızın çok dikkatli davranmaları ve örgütün provokasyonlarına ve yönlendirmelerine gelmemelidir.

Yine bu şeytani örgüt kripto elemanlarını sık sık televizyon ve gazetelere çıkararak güya örgütle mücadele ediyormuş gibi göstermekte; fakat alında örgüte hizmet ettirmektedir. Bu tiplerin açıklamaları ayrıntılı bir şekilde incelendiğinde içeridenmiş, bilirmiş, itirafçıymış gibi konuşsalar da aslında basında yer alan haberleri tekrar ettikleri görülmektedir. Devletimiz bu tipleri iyi tespit etmeli, şeytani örgüte karşı verilen mücadelenin sulandırılmasına müsaade etmemeli ve gerçekten örgütle çatışan insanlara sahip çıkmalıdır.

 

Paylaş:

Yorum Yaz