TBMM Darbe Komisyonu Konuşmam

611
0
Paylaş:

FETÖ/PYD 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimi ile bu terör örgütünün faaliyetlerinin tüm yönleriyle araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan meclis araştırması komisyonu Ak Parti üyeleri Burdur milletvekili Reşat Petek (Başkan), Manisa milletvekili Selçuk Özdağ (Başkan Yard.), İstanbul milletvekili Mihrimah Belma Satır, Edzincan Milletvekili Serkan Bayram, Bursa milletvekili Zekeriya Birkan, Eskişehir milletvekili Emine Nur Günay, İstanbul milletvekili Ravza Kavakçı kan, İzmir milletvekili Hüseyin Kocabıyık’ın katıldığı (Ak Parti Karabük milletvekili Burhanettin Uysal, CHP, İstanbul milletvekili Zeynel Emre, İstanbul milletvekili Aykut Erdoğdu, İstanbul milletvekili Sezgin Tanrıkulu, İzmir milletvekili Aytun Çıray, HDP Mardin milletvekili Mithat Sancar ve MHP Muğla milletvekili Mehmet Erdoğan katılmadı.) TBMM DARBE KOMİSYONU MÜZAKERE TOPLANTISI’nda 11 ARALIK 2016 – AKGÜN otelde yaptığım 24 dakikalık konuşma metni.

Selim Çoraklı / Gazeteci-Yazar)

 

SAYIN Başkan ve kıymetli üyeler,

40 yıldır askeri, siyasi, sosyal ve kültürel her alanda örgütlenen bir yapıyı 15 dakika içinde anlatmanın zorluğunu takdir edersiniz. Bu açıdan önce kendimden bahsetmek istiyorum.

Bu yapıyla 1983 yılında fiili olarak temasa geçtim. 16 yıl içinde bulundum. Neredeyse her kademesinde imamlık yaptım. Mahrem yani asker, polis ve yargı gibi hizmetlerle ilgilendim. Yargıda özellikle hâkim ve savcılara sohbet ağabeyliği yaptım. 1999 yılına kadar bu yapının hemen her kademesinde görev aldım. Yapının İslami bir hareket olmadığını görünce de 1999 yılında terk ettim.

Yapının bozukluğunu içinde bulunduğum dönemlerde de dile getirdim. 1992 yılında “FETULLAHÇI PARADİGMANIN İFLASI” isimli bir makale yazarak yapının önce gelen imamlarına verdim. 1993 yılında Makedonya’ya giderek ZAMAN gazetesini Makedonca Türkçe çıkardım. 1995 yılının sonunda Makedonların beni sınır dışı etmesi sonucu tekrar Zaman gazetesinin merkezine döndüm.

Bu yapının içine gelirken farklı bir gruptan geldim. 1980 darbesinde Ülkücü hareketten cezaevinde yatan biriyim. 12 Eylül darbesi sırasında Edirne cezaevindeydim. 1980 öncesi devletin bizi yani ülkücüleri (Bazı ülkücü arkadaşlar bunu kabul etmese de gerçek böyle) milis kuvveti şeklinde sola karşı kullanarak (solu da bize karşı kullandı) çarpıştırdı. Ben o dönemler Ülkücü kanattaydım. Meydana gelen olaylarda 1980 öncesi kurşunda yedim, bomba da yedim. Uzun yıllar cezaevinde de yattım. Üç defa cezaevine girdim. Bazıları gibi ayağım kayıp yanlışlıkla girenlerden değilim.

Böyle bir yapının içine giriş sebebimde şuydu: Belki ilk defa burada açıklıyorum. Rahmetli Muhsin başkanla 1977 yıllarından tanışıyorum. Birazda onun telkinleriyle, bu yapının içine girmemiz gerektiğini ve yapının çözümlenmesi gerektiğinin telkinleriyle bu yapıyla temasa geçtim.  Bunu da ilk defa burada açıklıyorum.

Bu yapının içine girdiğim zaman, İslami bir gaye taşımadıklarını daha ilk zamanlarda gördüm. Mesela 1992 yılında yukarıda belirttiğim gibi “FETULLAHÇI PARADİGMANIN İFLASI” isimli bir makale yazarak yapının önce gelen imamlarına verdim. O dönemlerde İzmir’de Ege üniversitesi ve Kredi yurtlar imamlığını yapıyordum. Aynı zamanda Bornova’da “Bölge imamlığı” yaparken böyle bir makale yazma gereği duydum. Makalede “İslami bir hareketin Fetullahçı bir ideolojiye dönüştürüldüğünü” işledim. Yapının sekülerleşme, dünyevileşmeye doğru sapmalarının olduğunu inceledim. Yine liderin etrafında toplanan kişilerin meseleyi menfaatçilik üzerine bina ettiklerini dile getirdim. Bu dönemlerde Fetullah Gülen’e “gözünün üstünde kaşın var” demenin yapı içinde idam fermanını kendi ellerinle yazma anlamına geldiğini de hatırlatayım. Bu gelişmeler üzerine 1992 yılında Zaman gazetesine tayinimi çıkardılar. Gazetede bir yıl çalıştıktan sonra da tayinimi bu kez Makedonya’ya çıkardılar. Çünkü konuşan ve eleştirebilen bir kişiydim. Salla başı al maaşı yapmıyordum. Yine 1996 yılında Türkiye’ye Zaman’a döndüğümde bu kez de “CEMAATİN KIRILMA NOKTALARI”nı yazdım. “33 MADDEDE CEMAATİN KIRILMA NOKTALARI” https://selimcorakli.wordpress.com/2015/01/09/33-maddede-paralel-orgutle-yanlis-mucadele/ isimli bu yazı 2014 yılında yayınladığım “Gülen’in Ağlattığı Müslümanlar” isimli kitabıma koydum.

Rahim Er abi biraz önce FETÖ’nün Ehl-i sünnet dışı olduğunu söyledi. Bugün Gülen’in eserleri ortada. Son dönemlerde özellikle dinler arası diyalog faaliyetleri sırasında Papa ile görüşme vs. birkaç şaz fetvasını saymazsanız yapının fikirlerinin tümünün Ehl-i sünnet olduğunu görürsünüz. (Gülen’in eserleri mezhepler tarihi ışığında incelendiğinde Ehl-i Sünnet mezhebinin itikadi olarak Maturidi, fıkhi olarak Hanefi koluna mensup olduğunu görürsünüz.) Bence problem Ehl-i sünnet denilen ve içine her gelenin her türlü fikri sokup Ehl-i sünnet kavramıyla maskelemesinde yatıyor.

(Bu hususla alakalı aşağıdaki linklerde kaleme aldığım üç makale var.

https://selimcorakli.wordpress.com/2015/01/04/bu-mu-ehl-i-sunnet/

https://selimcorakli.wordpress.com/2015/01/04/ehl-i-sunnet-istismarcilari/

https://selimcorakli.wordpress.com/2015/01/04/dini-bozan-zubbeliler/

Hepsi Ehl-i sünnetin fıkıh anlayışında var. Kültürel anlayışında var. Dine bakışında var. Bakın 15 Temmuz’dan önce bir makale yazdım. “MEHDİ VE MESİH İNANCI FETÖLER DOĞURUYOR”  Eğer biz Mehdi ve Mesih inancının yanlışlığını Kur’an temelli insanlara anlatamazsak daha çok Mehdiler, Mesihler, fetölerle karşılaşırız. Bu makale http://yenidunyagundemi.com/kose-yazilari/mehti-ve-mesih-inanci-fetoler-doguruyor-472.html linkinde var. Okumak isteyen oraya müracaat edebilir. Yani Mesih ve Mehdi’nin gelmesinden Kur’an bahsetmez. Bu tür inançlar Kur’an temelli değildir. Kur’an bu tür inançlara referans vermez. Mesih’in dünyanın sonuna doğru yeniden dünyaya gelmesi Hıristiyanların özellikle Avenjelistlerin inancıdır. Mehdinin gelme meselesi peygamberimizden iki yüz yıl sonra Şia’dan kaynaklanan bir düşüncedir. Bunlar Kur’an merkezli reddedilmediği müddetçe çok daha bu tür darbelerle karşılaşırız.

Bunu niçin söylüyorum?

Bir örnek vereyim: İki polisimizi şehit eden FETÖcü bir yüzbaşıya “niçin bu polisleri öldürdün” dediklerinde “Ne var. Ne güzel şehit oldu. Bende ölsem bende şehit olurdum.” Diyor. Mantık, inanç bu. Fetullah Gülen mensuplarına öre hem Mesih hem Mehdi’dir. Fetullah Gülen gibi Türkiye’deki bütün cemaatlerin başındakilerin (istisna yapmıyorum. Kim darılırsa darılsın) tümü ya Mehdi ya Mesih’tir. Ellerine fırsat geçtiği takdirde FETÖ’den daha kıyıcı olacaklarına inanıyorum. Bunu yıllardır yazıyorum, söylüyorum. FETÖ bunu yaparak gösterdi. Allah öbürlerine fırsat vermesin.

FETÖ gibi bir yapılanmayla 17 yıldır mücadele ediyorum. Ama ne yazık ki devletimiz, Milli istihbaratımız, askeri istihbaratımız, hükümetimiz, vs. hepsi kulaklarının üzerine yattı. Özellikle 17/25 Aralık tarihine kadar FETÖ ile beraber yürüyen Ak Parti de bu tarihten sonra meselenin üzerine yattı. C.başkanını yalnız bıraktılar. http://yenidunyagundemi.com/kose-yazilari/karizmatik-lider-erdoganin-yalnizligi-534.html Kusura bakmayın, zülfü yare dokunacak ama gerçekleri söylemek zorundayım.

Mesela 4 Şubat 2014 tarihinde Sabah gazetesi benimle röportaj yapıp manşete çekti. Orada FETÖ’nün özellikle “TSK ve Yargı’da hücre tipi bir yapılanmaya” gittiğini açıkladım. http://www.sabah.com.tr/gundem/2014/02/04/polis-asker-ve-yargida-hucre-tipi-yapilanma-var

“Gülen’in Ağlattığı Müslümanlar” isimli kitabımda var bu haber ve röportaj. Fakat şimdiye kadar hiçbir Ak Partili beni arayıp, “kardeşim bu hücre tipi yapılanma ne demek?” diye sormadı. Sadece 2014 Mayıs ayında Ankara terörle mücadele şubeden bir ekip gelip ifademi aldı. İstanbul’dan hiç arayan soran olmadı. İfademi alanlardan biri Mardin’de TEM Şube müdürü iken şehit olan Gaffari Güneş’ti. Mekânı cennet olsun. Allah rahmet eylesin, yiğit bir arkadaşımızdı. Bu ifade de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığında Anayasal Suçlarla Mücadele savcılarından başsavcı yardımcısı Serdar Coşkun Bey’in yönlendirmesiyle oldu. Ben kendilerine o dönemde şöyle bir öneride bulundum:  “Eğer bu yapıyla mücadele edecekseniz, bunu hukuki yollarla zor yaparsınız. Çünkü kırk yıldır hukuk dışı bir yapılanmayla karşı karşıyayız. Takiyyeyi iman esası sayan bir yapı bu.” Cevdet Saral’ın 1998 yılındaki deyimiyle (Bu ifade HOCIA isimli kitabımın kapağında var) “Gülen takiyye sanatının gelmiş geçmiş en büyük gizlenme ustalarından biridir.” Tespitidir. Cevdet Saral 1998 yılındaki emniyete hazırladığı Fetullah hakkındaki raporda bunu belirtmiştir. Yani bizim devletimiz bu yapının önünü açmıştır. Hani bazen diyorlar ya; FETÖ devlete sızdı diye.. Hayır, FETÖ devlete sızmadı, bilerek tercih edildi. 80’li yıllarda “Türk İslam Sentezi” adı altında darbeci Kenan Evren ile beraber bu işi tezgahladıklarına dair elimizde önemli bilgiler var. 2016 ağustos ayında piyasaya çıkan HOCIA isimli kitabımda (sayın komisyon başkanına verdim. Giriş yazısını https://selimcorakli.wordpress.com/2016/09/23/hocianin-sirlari/ linkinden okuyabilirsiniz.) Gülen’in 1960’lı yılarda özellikle Yeşil Kuşak projesinin bir unsuru olarak ortaya çıkarıldığını yazdım.

Demin Recep Yeter Bey bahsetti, orada belgeleri de var. Yaşar Tunagür, Fuat Doğu, Vehbi Koç, Aydın Bolak, Üstteğmen Esat keşafoğlu, Albay Reşat Taylan, General Cemal Tural gibi şahıslarla beraber örülen bir yapıdır FETÖ. 1980’li yıllarda Evren’in damadı Erkan Gürvit ile yürütülen bir yapı. Gülen 1980’lerde aranmasına rağmen bu aranmanın numaradan bir aranma olduğunu gösteren çok şahitler var. Bunlardan biri de 1974 yıllarında Adalet Bakanlığı yapan İsmail Müftüoğlu’dur. Gülen’in teröristler arasında aranmasının bir maslahat gereği verildiğine dair beyanlar var. Bunlar 15 Temmuz öncesinden yazılmış ve kamuoyuna mal edilmiş bilgi ve belgelerdir.

FETÖ ile mücadele için yeterli mücadele edilmediği kanaatindeyim. Hani düşman tarihte bizim donanmayı yakınca dönemin padişahı “o bizim sakalımızı tıraş etme mesabesindedir” demiş ya. Şu anda 160 ülkede yapılanmış FETÖ isimli bir yapının sadece Türkiye ayağına yönelik, oda yeterli olmayan mücadele teknikleriyle ancak FETÖ’nün sakalının tıraş edildiği kanaatindeyim. Bu benim kanaatim. Neden diye sorarsanız izah edeyim:

Bugün yüz bine yakın insanı görevden uzaklaştırdı devlet. Yarın bunların birçoğunun AHİM ile geri döneceğine inanıyorum. Hukuki bir problemle karşı karşıya kalacağız. Bu ayrı bir vaka da bu atılanların çocukları vs. var, akrabaları var. Nereden bakarsanız bakın en az beş yüz bin insan eder. İşte size elimizde patlayacak olan 500 bin kişilik bir problem yumağı.. Devlet neden analığını, babalığını gösterip bu yapının sempatizanlarını kazanma yoluna gitmez? Bundan bir yıl önce bir yazı kaleme almışım: “FETÖ İLE MÜCADELEDE GAFLET VE İHANET İÇİÇE” diye. Aşağıdaki linkte var bu yazı. https://selimcorakli.wordpress.com/2016/05/05/fetopdy-ile-mucadelede-ihanet-ve-gaflet-icice/ Tarihi 5 Mayıs 2016. Bunu bütün sosyal medyada ve kendi sitemde yayınladım.

Yine Nisan 2015 tarihinde Ankara Anayasal Suçlarla Mücadele bürosu savcılığına verdiğim 55 sayfalık ifadem var. FETÖ çatı davasında tanığım. Bu ifademin içerinde 300 kişiye yakın FETÖ’nün ana kadrosunun isimleri ve ne iş yaptıkları var. O zamanda söyledim: Bunlarla mücadele etmek istiyorsanız bu ana kadroyu alın. Çünkü bunlar yapıyı sevk ve idare ediyor. Tespih’in imamesi gibi bunları alırsanız aralarında irtibat kopar. Bunları içeri alın ve beş yıl sonra tutuklama süresi dolunca pardon der bırakırsınız. Böylelikle yapının tesirini yarı yarıya yok edersiniz. Yoksa kırk yıldır örgütlenen bir yapıyla mücadelede yetersiz kalırsınız. İslami esaslar ve inançlar üzerine bina edilmiş bu yapıyı yok edemezsiniz. Böyle bir yapıyı ancak ondan daha güçlü bir fikri yapı yok edebilir. İfadem halen FETÖ çatı iddianamesinde var. Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde mevcuttur. Bunu ben TBMM komisyonuna da ileteyim. Bunu niye söylüyorum. 17/25 Aralıktan sonra yapılan aymazlıklar var. Mesela ben beş yıl önce bir cinayet işlesem ve çıkıp desem ki, “Ben iki yılı baz alıyorum. Önceki yaptığım suçtan pişman oldum. Bu sayılmaz.”, cinayetten kurtulabilir miyim? Elbette bu olmaz.

Ak Parti 17/25 Aralık olayını baz aldı FETÖ ile mücadelede. Peki neye göre baz aldınız? Ondan önceki işlenen suçlar ne olacak? Bu yapının oluşmasında işlenen suçları nasıl bertaraf edeceksiniz? 2002 yılına kadar FETÖ (yüzde yüzü baz alınsak) yüzde kırk büyümüşse 2002 yılından 2013 yılına kadar bu büyüme yüzde yüze varmıştır. Peki, yapının oluşmasında maddi manevi destek verenlerin hiç mi suçu yok? Kaldı ki 15 Temmuz’u baz alalım. 15 Temmuzdan sonra bir öğretmen veya yapının ibadet denilen kısmından biri Bank Asya’nın önünden geçtiği veya oraya üç beş bin lira yatırdığı için içeri alındı.  Öğretmenlikten atıldı. FETÖ’nün ibadet kısmına bile bu derece hassas davranırken neden siyasi kanadına yönelik bir girişimde bulunmuyorsunuz? Mesela 17/25 Aralık baz alındı ise neden bu tarihten bir yıl sonra bir Ak Parti il binasında basın açıklaması yapıp “KİM BU PARALEL SAFSATASINI UYDURAN. BUNLARIN HEPSİ SAFSATA” diyen Ak Parti üst düzey yöneticisine niye bir şey yapmıyorsunuz?

(Reşat Petek: Bazı şeyleri tashih etmek istiyorum. Sadece bir yapının önünden geçti diye kimse içeri alınmamıştır. Kriterler üzerinden hareket edilmiştir. Böyle sadece Bank Asya’ya para yatırdığı için kimse alınmadı. Genellememek lazım)

Ben bir örnek gösterdim. Genellemiyorum. Bir şey söyledim. 17/25 aralık bir kriter ise bu tarihten bir yıl sonra bir il başkanlığında ak parti üst düzey yöneticisi “KİM BU PARALEL SAFSATASINI UYDURAN. BUNLARIN HEPSİ SAFSATA” diyenler hala görevde. Bu sebeple şahsen FETÖ ile mücadelenin birazda sulandırıldığı kanaatindeyim. Siyasi olarak sulandırıldığına kanaatim var. Bunu sorgulamalar sırasında da sulandırdığını düşünüyorum.

Birde siyasi yapı FETÖyle mücadele edenlere sahip çıkmadığı için yapıyla mücadele edenlerin önünün kesildiğini bir örnekle anlatmak istiyorum. 17/25 Aralıktan sonra FETÖ/PDY terör örgütü olarak ilan edildi. Ama ne hikmetse FETÖ’nün Tvleri, gazeteleri her gün bu terör örgütünün propagandasını yapıyordu. FETÖ bu kanallardan örgütünü yönetiyor, stratejilerini ilan ediyordu. Anayasal suçlarla görevli bir başsavcı yardımcısına gittim. “Bir vatandaş olarak FETÖ isimli terör örgütünün kendi kanallarından ve gazetelerinden her gün propagandası yapılıyor. Bunlar hakkında neden bir soruşturma açmıyorsunuz? Bunlar suç değil mi?” diye sordum. İfadesi aynen şöyle oldu: “Elbette suç ama şikâyet eden yok!”

“Bir vatandaş en ufak bir suç işlese kimse şikâyet etmese bile kamu davası açıyorsunuz da buna niçin açmıyorsunuz?” Dediğimde savcının bu yapıdan çekindiğini hissettim.

“Bir kalem kâğıt verin, ben yapıdan şikâyetçi olacağım.” dediğimde beni bir ilçenin başsavcılığına yönlendirdi. Bende FETÖ’nün basın yayın organlarının faaliyetlerinin durdurulması için şikâyet dilekçesi yazdım ve savcılığa verdim. Bunun üzerine Anadolu cumhuriyet başsavcılığı soruşturma başlattı. Ben bu olayı o dönemler TV’lerde ve gazetelerde açıkladım. Bu hususta haberler yapıldı.

Yine bir savcıya FETÖ’nün medyası hakkında (Feza gazetecilik ve Kaynak Holding hakkında) belgeler götürdüm ve bunlara kayyum atamayı bırakın ve el koyun. Bu belgelerle el koyacak kadar sahtekârlık var. Dedim. Anonim şirketler yıllık yönetim toplantılarını yapıp resmi olarak ticaret sicil gazetesinde yayınlamaları gerekir. Bunu hep kâğıt üzerinde yapmışlar. Ne giden hissesini almış, ne gelen hisse katmış. Yani tam bir kâğıt üzerinde alavere dalavere. Bunu 17/25 Aralıktan sonra yaptım. Bunların medyada hepsinin haberi var. Savcı beni mali şubeye yönlendirdi. Bende gittim. Orada bir müdür arkadaşla görüştüm. Belgeleri verdim. Müdürün bana söylediği çok enteresandır:

“FETÖ ile mücadele ettiğimden dolayı benim hakkımda onlarca dava var. Kimse bize sahip çıkmıyor. Bu sebeple bende kimseye şu dosyayı bir araştır diyemiyorum.”

Herkes korkuyor. Bunu bir mali şube müdürü söylüyor. Sahip çıkılmadığını ifade ediyor.

Mesela ben kendimden örnek vereyim. Ben emekli bir gazeteciyim. Gelirim emekli maaşım ve bazı kitaplardan gelen telifler. 17/25 Aralık tarihine kadar iyiydi. Piyasada 105 kitabım var. FETÖ kavramını 2000’li yıllarda kamuoyuna ilk mal eden benim. Ama o zamanlar “Fetullahçı ekonomik Terör Örgütü-FETÖ) demiştim. Çünkü benim ismimle hiçbir kitabı ne yayınlıyorlardı ne de mağazalarında satıyorlardı. Selim Çoraklı ismini hain ilan etmişlerdi. Bende müstear isimlerle kitaplar yazdım. Bazı müstear isimlerle yazdığım kitaplar FETÖ’nün NT’sinde çok sattı. 17/25 Aralık sonrası o müstear isimlerin bana ait olduğunu anlayınca satmaktan vazgeçtiler.

Reşat Petek: Bu isimleri söyleyebilir misin?

Elbette. Lütfullah Müftüoğlu, Süheyla Yalçınkaya. Selman Yusufoğlu. Ali haydar Haksöyler, Turan Bozkurt vs. Ona yakın müstear isimle 105 kitap kaleme aldım. Bunlardan 25’e yakını Selim Çoraklı ismiyle basıldı. FETÖcüler bu isimleri tespit edip kitaplarımı satmayınca mali olarak sıkıntıya düştüm. Bu dönemde Ak Parti’ninde FETÖ ile ciddi olarak mücadele etmediğini yazdım. (Mesela benim twitterime girin, yirmi bine yakın twit atmışım) Kimse gelip sorma gereği duymadı. Kimse “kardeşim sen bu bilgileri nereden alıyorsun?” diye sormadı. İlk defa ciddi olarak TBMM 15 Temmuz Darbe komisyon başkan yardımcısı Selçuk Özdağ Bey aradı. Oda Selçuk beyin danışmanı Ali Odabaş kanalıyla oldu.

O kadar çok bahsedilecek konu var ki?

Mesela FETÖ 2014 yılında kaleme aldığım “Gülen’in Ağlattığı Müslümanlar” kitabım hakkında 50 Bin TL tazminat davası açtı. Aşağıdaki linklerde var.

https://selimcorakli.wordpress.com/2015/11/13/149/

https://selimcorakli.wordpress.com/2016/05/19/feto-ve-avukatlarinin-mahkemedeki-sahtekarligi/

4 Şubat 2014 tarihli Sabah gazetesinin manşetindeki açıklamalarıma 100 bin TL dava açtı.

Ahaber deşifre programlarındaki konuşmalarıma FETÖcü polis müdürleri (Nazmi Ardıç ve Said Gök isimli müdürler meslekten men edildi ve tutuklular)  130 bin TL tazminat davası açtılar.

FETÖcülerin her davaların dört beş avukat savunuyor.

Reşat Petek: Kazandıkları var mı?

Evet, onu da izah edeceğim. Bunlar yargıda hala varlar. FETÖ’nün yargıda altı bine yakın hakim ve savcısı vardı. 3500 kişi açığa alındı ve gerisi duruyor. Yeni alınanlardan da sızanları düşünürseniz durum ortaya çıkar. Mesela hiç dikkatinizi çekmedi belki de. Türkiye’de 80 bin avukatın otuz bini bu yapıya mensuptur, sempatizandır. Hakim ve savcı yetiştirdiler de hiç mi avukat yetiştirmediler? Hakim ve savcılar bunlar arasından seçilerek oralara sokulmuştur.  Bunlara hiç dokunulmuyor. Bu sebeple yapının ancak yüzde kırkına yönelik bir işlem yapıldı, yüzde altmışı hala duruyor. Bu yapı hala dinamik. Her türlü oyunu, manipleyi yapmaktan geri durmuyorlar. Mesela FETÖnün en güçlü olduğu il İstanbul’dur. Ama yapılan operasyonlara bakın en zayıfı maalesef İstanbul’dur. Hem imamlara, mütevelliye,  hem ekonomik, siyasi vb. alanlarda operasyonlar çok az. Bazı illerde ise hiç yok gibi.

Başka bir şey daha izah edeyim.

Selçuk Özdağ: Bunları savcılarla paylaşsanız?

Vallahi savcılarla paylaşa paylaşa mahkemeden mahkemeye koşuyorum. Elimdeki bütün maddiyatımı mahkemelere harcırah olarak yatırıyorum. Yine TBMM darbe komisyonuna Kasım 2016’da çağıracağınızı söylemiştiniz, Aralık ayındayız hala ses yok. Şimdi 15 dakika dinliyorsunuz.

Reşat Petek: Komisyona çağrılacak çok kişi olduğu için hiç olmazsa burada bir müzakere yapalım kısa da olsa dinleyelim dedik. Bu toplantıyı yaptık. Vakitte 20-25 dakika oldu. 

Bir şey daha söyleyeceğim paralelle ilgili. Bir mahkeme bana 105 gün ceza verdi Twitter üzerinden Adnan Oktar’a hakaret ettiğim iddiasıyla. Mahkeme hiç araştırmadı ve ikinci celsede ceza verdi. Hâlbuki ben bu twitlerin bana ait olmadığını ve benim profilimde bulunmadığını beyan etmiştim. “Hakim neden böyle bir şey yaptı?” diye araştırırken hakim hakkında medyada FETÖcü olduğuna dair bazı yayınlar buldum. Bu cezayı benim FETÖyü deşifre ettiğimden dolayı verdiğini düşünerek (o dönemlerde bütün tv ve gazetelerde FETÖyü deşifre eden açıklamalar yapıyordum.) aynı dava üzerinden açılan tazminat mahkemesine bu hakimin FETÖcü olma ihtimalinin araştırılması için hakkında sosyal medyada çıkan yayınları verdim. Gayem hakimin paralel örgüte mensup olup olmadığının araştırılmasıydı. Dilekçemde de bu çok açık biçimde var. Bir mahkemeye savunma hakkımı kullanarak verdiğim dilekçeyi suç unsuru sayıp hakkımda başka bir mahkemede dava açtılar. Mahkeme hakimi ceza hukukunda birine paralel demenin suç olmadığını kabul etmesine rağmen böyle bir iddiadan dolayı bana 11 ay 20 gün ceza verdi. Gerekçesinde de resmen yalan söylemiş hakim. Bir hakime paralel dediğim iddiasıyla ceza aldım yani. Şu anda aslında hepiniz paralel demekle suç işliyorsunuz. Bu davayı Yargıtay’a yolladım. 105 gün cezayı ise Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkımı kullanarak davanın bozulmasını istedim. Bozma gerekçesi olarak da dava açan Adnan Oktar’ın cezai ehliyeti olmadığını ve ceza veren hakim hakkındaki paralel iddialarıydı. Ama ne yazık ki Anayasa Mahkemesi bu iki geçerli gerekçeyi nazara almayarak hükmün geri bırakıldığını bahane ederek davamı reddetti. Bende şu anda bu dosyayı 309 maddeden Adalet Bakanlığına yeniden yargılanma istemiyle gönderdim.

Biz dönem Ahaber deşifre programına Yard. Doç Emir Kaya isimli bir arkadaşı çıkarmıştık. 3 Eylül 2014 tarihli bu konuşma aşağıdaki https://www.youtube.com/watch?v=x-Kb_GntrqQ linkinde mevcut. Bu arkadaş Anayasa Mahkemesinde röportördü. Anayasa mahkemesindeki röportörlerin yüzde sekseninin FETÖcü olduğunu söylemişti. Atılanların sayısı malum. Bunların ne kadarı görevden alındı. Herhalde bizim dosyada FETÖcü bir röportöre rastlamış olmalı ki reddetmişler.

Reşat Petek: Selim Bey bunları komisyonumuza yazılı olarak iletirseniz biz gerekli yerlere iletiriz. 

Tamam, yazılı bir dosya olarak komisyonunuza en kısa zamanda ileteceğim. Dinleme zahmetinde bulunduğunuz için teşekkür ederim.

**

AŞAĞIDAKİ YAZILAR İSE TBMM DARBE KOMİSYONUNA SÖYLEMEK İSTEDİĞİM AMA VAKİT YOKLUĞUNDAN SÖYLEMEDİĞİM TESPİT VE ÖNERİLERİM 

  1. FETÖ/PDY isimli suç örgütü 160 ülkede örgütlenen bir yapı. Bu yapıyı asla hafife alıp mücadele gevşetilmeleli.
  1. FETÖ/PDY isimli suç örgütünü araştıracak polis, savcı ve hakimlere başka görevler verilmemeli, bu örgütün araştırılması diğer görevler arasında savuşturulmasına imkan tanınmamalıdır.
  1. FETÖ/PDY isimli suç örgütünün 15 Temmuz’da yaptığı darbe kalkışmasını çözmek için “Nasıl ve Niçin” şeklinde iki ana başlıkta ayrı ayrı incelenmeye alınmalı.
  1. FETÖ/PDY isimli örgütün yatay ve dikey yapılanmasını çözmek için mutlaka bir üst kurul oluşturulmalı ve bu yapıyı yakından tanıyanlar ve özellikle bu yapıdan kopup deşifre edenler bu kurulanda görevlendirilmeli.
  1. FETÖ/PDY isimli örgüte bağlılıkta “mensubiyet şuuru+itaat kültürü+gassalın elinde meyyit olma inancı+Mehdi ve Mesih gelme beklentisi, vb.” inançlar zihinlere işletilmektedir. Bunları kıracak fikri faaliyetler yapılmalı. FETÖ/PDY isimli suç örgütü ile başta Diyanet olmak üzere İslamiyet’i iyi bilen âlimlerden kurulu bir üst kurul kurulmalı ve bu yapının sapkınlıkları ilmi yönden ortaya çıkarılmalı. Sapmalarla ilgili örnekler bu linkte vardır.  https://selimcorakli.wordpress.com/2015/03/17/77/
  1. FETÖ/PDY bir suç örgütü ise ortakları kim? Suçun zaman aşımı olur mu? Bu yapıyı besleyen siyasilere neden dokunulmuyor? Siyasi yapı çözülmediği müddetçe yapıyı yok etmek mümkün değildir.
  1. FETÖ/PDY isimli suç örgütü özellikle MİT, YÖK; Üniversiteler, Vali, Kaymakamlar ve bürokratlar arasında sıkı bir örgütlenmeye gitmesine rağmen neden istisnaları saymazsak bu alanlara yeterli operasyon yapılmıyor?
  1. TRT’de FETÖ/PDY isimli örgütün yapılanmasını sağlayan Genel Müdür şu anda bir ilin valisi ve buna dokunulmuyor? Onun döneminde TRT’ye STV; CİHAN ve Zaman gazetesinden referansı olmayan kimse giremiyordu.
  1. FETÖ/PDY isimli örgütün içeri alınanları ve dışarıda olanlarının hiç biri (istisnaları saymazsak) pişman değil. Özellikle sempatizanlarının pişman olmaları için devletin değişik projeler geliştirmesi gerekir.
  1. FETÖ/PDY isimli suç örgütüne ait Kaynak Holdinge bağlı NT, Sürat kargo vb. şirketlerin yapılarında hala örgüt mensupları etkin. Atanan kayyumlar TARAFSIZ” davrandıklarını ifade ediyorlar. Bunlar temizlenmediği müddetçe mücadele ediliyor zannedilmesin.
  1. FETÖ/PDY isimli suç örgütünün yurt dışındaki okullarını teslim almak için kurulan MARİFET vakfında kimler görevlendiriliyor? Yurt dışındaki okullar fedakârlık üzerine, 7/24 saat mesai ile kurulmuştur. Bu kurumları teslim alacak olanların idealist kişiler olması lazım. 17 ülkeye bir Marifet vakfı sorumlusu atayarak bu işi çözeceğini zannetmek aldanmışlıktır.
  1. FETÖ/PDY isimli örgütün en güçlü olduğu il İstanbul’dur. Ama ne yazık ki örgütün özellikle İstanbul, ilçe, semt ve benzeri imamları, mütevellileri, ekonomik ve siyasi sorumluları hakkında yapılan işlemler çok yetersiz.
  1. FETÖ/PDY isimli suç örgütünün yurt dışı ülke imamları ve yurt içi il ve bölge imamları gazetelerde deşifre edilerek kaçırıldı. Bunların kaçmasına göz yuman yetkililer bulunmalı.
  1. FETÖ/PDY isimli suç örgütü ile özellikle dini alanda mücadele edilmeli. Örgütün İslami sapmalarını tespit eden kitaplar, broşürler vs. bastırılıp dağıtılmalı.
  1. FETÖ/PDY isimli örgütün yurt dışındaki yapılanmalarının zararlarını anlatmak için özellikle bu yapıyla alakalı kaleme alınan kitapların yabancı dillere tercüme edilip bastırılması sağlanmalı.
  1. FETÖ/PDY isimli suç örgütünü bu örgütün içinden koparak deşifre edenlere yeterince sahip çıkılmadığı için yeni kopmaların önü kesiliyor. https://selimcorakli.wordpress.com/2016/04/13/paralelle-mucadele-edenlere-sahip-cikilmiyor/ Devlet muhtarlara sahip çıktığı kadar bu örgütü deşifre edenlere sahip çıkmadı ve yalnız bıraktı. Bunlardan biri de benim. Bu hususta 31 Mayıs 2016 tarihinde “Devletten Yediğim Kazıklar” isimli bir makale yazdım. Bu makaleyi https://selimcorakli.wordpress.com/2016/05/31/devletten-yedigim-kaziklar/

Linkinden okuyabilirsiniz.

  1. FETÖ/PDY isimli suç örgütünün açtığı davalar düşürülmeli ve bunların davaları kazanmaları engellenmeli. Bu yapılmadığı takdirde kısa zaman sonra FETÖ ile mücadele eden kimseyi bulamazsınız.
  1. FETÖ/PDY isimli suç örgütünün 30 bine yakın avukat mensubu var. Bunlara yönelik herhangi bir operasyon yapılmadı.
  1. Vatandaşların FETÖ/PDY isimli suç örgütüyle ilgili bilgi ve belgelerin devletin kurumlarına ulaştırabilecekleri bir sistem geliştirmeli. Bilgi ve belgeler belli noktalarda yok ediliyor. 17/25 Aralık sonrası Mart 2016 tarihinde kaleme aldığım bazı raporlar başta C. Başkanı ve diğer kurumlara göndermeme rağmen kayboldu. Bu mektubu https://selimcorakli.wordpress.com/2016/08/06/mart-2015te-cumhurbaskanina-yazdigim-eline-gecmeyen-mektup/ linkinden okuyabilirsiniz.
  1. Devlet FETÖ/PDY isimli suç örgütünün hücre tipi yapılanmasını çözecek bir sistem geliştirmeli.
  1. FETÖ/PDY suç örgütü hakkında medyada oluşturulan bilgi kirliliğini giderecek birimler kurulmalı. Yapılan yalan haberlerin ortaya çıkması FETÖ/PDY ile yapılan mücadelenin sulanmasına sebep oluyor.
  1. FETÖ/PDY isimli örgütten boşalan devlet kadrolarına FETÖ tipi diğer yapılanmaların girmesi engellenmeli. Pensilvanya’nın yerine başka tarikat ve cemaatlerin örgütlenmesine meydan verilmemeli.
  1. FETÖ/PDY isimli suç örgütü özellikle elektronik alanda çok güçlü. Sosyal medya üzerinden Yapılan algı operasyonlarına karşı birimler kurulmalı ve yapacakları siber saldırılara karşı önlemler alınmalı.
  1. FETÖ/PDY isimli suç örgütü kendileriyle yapılan mücadeleyi sulandırmak için her yolu denemektedirler. Özellikle kendilerinden olmayanları FETÖCÜ diye ihbar ederek mağdurlar oluşturuyor. Bu alana çok dikkat edilmeli.
  1. FETÖ/PDY isimli suç örgütünün üniversite yapılanmasında operasyonlar belli üniversiteler hariç yapılmıyor. Üniversitelerde kurulan komisyonlarda FETÖ kriptolarının görev aldıklarına şahit oluyoruz.
  1. FETÖ/PDY isimli suç örgütünü “İHANET+TİCARET+İBADET” diye üçe ayırıp sadece ibadet kısmına yönetip (birazda ticaret) ihanet kısmına dokunulmazsa bu iş sulanır. Mücadele halk nazarında değerini yitirir.
  1. FETÖ/PDY’nin deşifre olan elemanları kadar hala deşifre olmayan militanları var. Deşifre olanlarının % 40 olduğunu düşünüyorum.
  1. FETÖ/PDY ile yapılan mücadelede Devletin, hükümetin ve Ak Parti’nin bir stratejisi olmaması sebebiyle istenen sonuç alınamıyor. Mücadelede yavaş davranma FETÖ/PDY’nin yeni ürettiği stratejilerinin uygulanmasına zaman tanıyor.
  1. FETÖ/PDY, yeni strateji olarak “ne olursa olsun C. Başkanı ve AK Parti’nin iktidardan gitmesi” şeklinde tespit etti. Bunun için “hedefe gitmede her yol meşrudur” ilkesini işletiyorlar. Bu yolda şeytanla bile işbirliğine gittikleri görülüyor.
  1. FETÖ/PDY ile yapılan mücadelede yargı ayağı çok çok yavaş işliyor. Bu işi yürüten Emniyet, Savcı ve Hakimler yalnız bırakılacakları endişesini taşıyor ve hala FETÖ/PDY’den korkuyor.
  1. FETÖ/PDY ile mücadelede yapıyı bilmeyenlerin iş başına getirilmesi mücadelenin yürümemesini sonuç veriyor. Kayyım atanan kurumlarda üst yönetim al tarafı tanımadığı için iş yaptıramıyor. FETÖ/PDY ile mücadele için kayyum atanan kurumlara alınan insanlara kurumlardaki FETÖ/PDY mensuplarıyla yaptıkları mücadelede sahip çıkılmıyor.
  1. FETÖ/PDY ile mücadele içinde olduğu görüntüsü veren hükümet yanlısı medyanın köşe başlarını bu yapıyı tanımayan insanlar doldurmuş. Bir üst düzey gazeteci 15 Temmuz’dan iki ay önce “Bana ne FETÖ/PDY’den. Yarın Erdoğan ile Gülen barışsın ben gider Gülen’in elini öperim” deme ahmaklığında bulunabiliyor. Bu kişi hala görevde.
  1. Hükümet yanlısı medyanın köşe başlarını tutan yazarlar astronomik maaşlar almalarına karşılık her gün adeta geyik muhabbeti yapıyor. Şimdilerde takip ederseniz artık FETÖ/PDY ‘den bahseden yazarlar yüzde beşi geçmez.
  1. Hükümet yanlısı TV’lerde FETÖ/PDY isimli örgütü (güya) anlatanlar hep aynı yüzler. Çoğu yapının ismini bile 17/25 Aralık sonrasında duymuş ama hepsi büyük uzman rolünde.. Bu da mücadelenin halkın nazarında sulandırılmasına sebep oluyor.
  1. FETÖ/PDY şirketlerine atanan kayyumlar “devlet memuru” mantığı ile hareket ediyor. FETÖ/PDY ile mücadelede tarafsız olacağız gibi bir “aymazlığa” saplanmışlar. Bu resmen ya gaflet ya ihanettir.
  1. Ak Partili il, ilçe ve belediyelerin büyük çoğunluğu hala FETÖ/PDY’nin kontrolü altında. Özellikle belediyelerin kültürel hizmetlerden FETÖ/PDY besleniyor.
  1. FETÖ/PDY isimli örgütle mücadele etmek sadece C. Başkanı ve birkaç bakanın özel işi değil. Başta Bakanlar olmak üzere bu aymazlıktan vazgeçip, FETÖ/PDY’ye dolaylı destek vermek ihanetinden/gafletinden sıyrılıp FETÖ/PDY ile ciddi mücadele etmelidir.
  1. C. Başkanı muhtarları topladığı gibi Türkiye’de FETÖ/PDY isimli örgütle aktif mücadele edenleri toplamalı ve onlara moral/motivasyonlarını artırmalı. Zamanın geçmesi mücadeleyi gevşetiyor.
  1. 40 yıllık istihbarat destekli sistemli bir çalışmanın ürünü olan FETÖ/PDY isimli örgütüyle baş etmek kolay değildir. Bu açıdan yapılan mücadele asla yeterli görülmemeli ve kesintisiz devam etmelidir.
  1. FETÖ/PDY isimli örgütle alakalı yazılan eserler dikkatle incelenmeli ve mücadelede ortaya konulacak yeni bir strateji geliştirilmelidir. (Bu hususta bende “Gülen’in Ağlattığı Müslümanlar” ve “Darbelerin Efendisi HOCIA” isimli iki kitap kaleme aldım. (Bkz: selimcorakli.wordpress.com)
  1. Devlet etkin pişmanlık yasası vs. kanunlar çıkararak bu yapının yaptıklarından gerçekten pişman olanlara (Suç işleyenler hariç) bir fırsat daha vermeli ve ıslah yoluna gitmelidir.
  1. Devlet FETÖ/PDY isimli örgüt tipi yapılanmaların gelecekte de başımıza bela olmaması için bu tür yapıları doğuran siyasi, sosyal, kültürel ve dini alanlarda yapılan yanlışları gideren yol gösterecek projeler geliştirmeli ve geçmişte bu hususta oluşan yaralar sarılmalıdır.
  1. Devletimiz gençlerimizi FETÖ/PDY gibi suç örgütlerinin ellerine düşmemesi için okul, yurt, kütüphane vs. hususlardaki açıkları gidermeli ve gençlerimizi bu tür örgütlerin eline düşürmemelidir.
  1. FETÖ/PDY isimli örgüt gibi suç örgütleriyle mücadele eden STKlara sahip çıkmalı, yenilerinin kurulmasına zemin hazırlamalıdır.
  1. Yurt dışına kaçan FETÖ/PDY örgüt üyelerinin dönmeleri için etkin bir uluslar arası diplomasi işletilmeli. Dönmeleri için çağrı yapılmalı, dönmedikleri takdirde vatandaşlıktan çıkarıp, mal varlıklarına el konulmalıdır.

Selim Çoraklı

 

Paylaş:

Yorum Yaz